Grup Konuşmaları
Türk Milleti’ne bir sorun bakalım!
Genel Başkanımız Sayın Müsavat Dervişoğlu, 12 Kasım Çarşamba günü Partimizin Grup Toplantısında konuştu.
Azerbaycan’dan gelmek üzere havalanan askeri uçağın düşmesi sonucu 20 askerin şehit olduğunu hatırlatan Genel Başkanımız Sayın Müsavat Dervişoğlu, “Aziz şehitlerimizden biri de partimizin Muğla-Milas üyesi, aynı zamanda delegesi Osman Kuran amcamızın oğluydu. Osman Amcamız evladını kaybetti, şehit babası oldu. Bütün şehitlerimizin kabri nur, mekânı cennet olsun" dedi.
"ASLA AMA ASLA UNUTMAYACAĞIZ!"
Atatürk'ün ebediyete irtihalinin 87’nci yılı dolayısıyla Cumhuriyet'in banisi Mustafa Kemal Atatürk’ü bir kere daha saygı ve minnetle yad ettiğini belirten Genel Başkanımız Sayın Müsavat Dervişoğlu, "O’nu anlamak, O’nu anmaktan çok daha önemlidir. Çünkü her alanda yaşadığımız sefaletin iki sebebi var: Biri, onu anlamadan, anmak ile yetinenler; diğeri ise, anmaktan bile imtina edenler, bir Fatiha dahi okumayan, bunu da marifet belleyenler. Öyle ki bu zavallıların bir kısmı, içtikleri kaba tükürmekten dahi ar etmezler. Bir kısmı, O’nun üzerine titrediği millî eğitimi tarumar etmekle memurdurlar. Ara tatili 10 Kasım’a denk getirirler. Yeni paralel yapıların taşeronluğunu üstlenirler. Bir de hepimizin zorla fonladığı ama hiçbirimizin izlemediği devlet kanalının hali var ki, 364 gün iktidar propagandası yapılır da 10 Kasım yayınında horon tepilir. Ama bu Cumhuriyet’in, ehli namus müftüleri, imamları, kaymakamları, valileri de vardır. Halen kin ekip, nefret biçmeyi beyhude bekleyen tekinsiz bakanlarına inat; Mustafa Kemal Atatürk’ü her gün daha çok seven, okuyan, anlayan, her fırsatta O’na koşan milyonlarca Cumhuriyet evladı vardır. Halen o acı siren sesini duyduğunda her ne iş yapıyorsa, tezgahını, direksiyonunu, bilgisayarını, imalatını, koşturmacasını bırakan 2 dakika da olsa O’na saygısını ve minnetini gösteren 86 milyon vatan evladı vardır. İşte o sebepledir ki O'nun naçiz vücudunun toprak oluşunu, o toprağın da bu vatan olduğunu asla unutmayacağız. O'nun, bir avuç meczup ve gafil tarafından anılmaya da sevilmeye de ihtiyacı yoktur. Bu Cumhuriyeti ilelebet payidar kılmak istiyorsak; bu toprağı ekmeyi, bu toprağı işlemeyi, hakça bölüşüp, insanca yaşamak ülküsüyle çalışmayı asla unutmayacağız. Atatürk’ü sevmenin, Cumhuriyet’i sevmek olduğunu, Cumhuriyet’in de Türk milletinin hürriyet ve istiklali için tek yol olduğunu asla ama asla unutmayacağız!" ifadelerini kullandı.
“BÖLGENİN YASA İLE AFET BÖLGESİ İLAN EDİLMESİ GEREKİYOR"
Depremden etkilenen Balıkesir'in Sındırgı ilçesine yaptığı ziyareti hatırlatan Genel Başkanımız Sayın Müsavat Dervişoğlu, "İlk günden beri sıkıntıları yakından takip ediyoruz. Sorunları çözmek adına, bir kanun teklifi sunuyoruz. Bölgenin yasa ile afet bölgesi ilan edilmesi lazım. Esnafın, çiftçinin, tüccarın resmî kurumlara olan borçlarının ertelenmesi lazım. Yuvaları hasar görmüş ve sokakta kalan kiracıların maddi destekten yararlanması lazım. Her konuda yasayı torbaya doldurmayı bilen iktidar, umarım ki teklifimizi komisyonlarda sümenaltı edip, bu konuyu genelgelerle idare etme yolunu tercih etmez. Çünkü Sındırgı bölgesinin çok ivedi şekilde çözülmesi gereken, hayati problemleri var. Örnek mi? Vereyim: Sındırgı’da inşaatı devam eden bir devlet hastanesi var. Bugüne kadar tam 6 müteahhit değiştirmiş, ama halen bitmemiş. Sadece acil servis çalışıyor, diğer birimlerde hizmet yok. 3 ayda 15 binin üzerinde deprem yaşayan bu insanlar, bu hâldeyken, Balıkesir’e ya da çevre ilçelere gidiyorlar. Bu çağda hak mı, reva mı?" şeklinde konuştu.
“BU NASIL BİR SORUMSUZLUK”
Dilovası'ndaki yangın felaketine de değinen Genel Başkanımız Sayın Müsavat Dervişoğlu, "AKP idaresinde geçen yaklaşık çeyrek asırda bu felaketleri alt alta dizsek, saymaya herhalde ömür yetmez. Ve hepsinde tablo aynı: Kuralsızlık, denetimsizlik, sorumsuzluk! Potansiyel olarak rüşvet, kayırma, umursamazlık! Şikâyet var, dinleyen yok. İhmal var, denetleyen yok. Her zamanki gibi önlenebilir can kayıpları var, umursayan yok! Çünkü, ruhsat olarak mesken görünen, hiçbir kurala uymayan o fabrikanın sahibinin tanıdıkları var, dayıları var, abileri var. Ama 3 kuruşa tüm gün ölümle burun buruna çalışanlarınsa kimsesi yok. Oysa onlar, kimsesiz olmasın diye kurulmuş Cumhuriyet, hukuk düzeni, denetim düzeni, felç edilmiş. Dar çevrelerin küçük çıkarları uğruna rehin edilmiş. Bu konuyu araştıralım diye Meclis’e önerge veriyoruz, iktidar Meclis’te yok. Yeterli çoğunluk olmadığı için önergemiz oylanamıyor bile. Buradan soruyorum; Türkiye’nin böylesi kritik günlerinde, TBMM’nin çalışmalarına iktidarın bu vurdumduymazlığı nereden kaynaklanıyor? Bu nasıl bir sorumsuzluktur” dedi.
“ASKERİ VESAYET BİTTİ, ASGARİ VESAYET GELDİ”
Genel Başkanımız Sayın Müsavat Dervişoğlu, "Asgari bir iktidarın idaresinde, asgari demokrasiyle, asgari hukukla, asgari liyakatle, asgari güvenlik, asgari eğitim, asgari sağlık, asgari mutluluk, asgari ücretle asgari hayatlar yaşıyoruz. Hayat ne garip! Askeri vesayet bitti, asgari vesayet geldi! Bu da bu iktidarın milletimize bir hediyesidir. Yalan söylemeyi alışkanlık haline getiren, geçmişini inkâr etmekten, tarihi eğip bükmekten çekinmeyen bu müflis iktidarla bu yolculuk bitmeli; milletimiz, ilk sandık durağında bu trenden inmelidir" değerlendirmesini yaptı.
“MEHMET ŞİMŞEK DE SPK YÖNETİMİ DE İSTİFA ETMELİDİR”
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in, “Bazı fonlar üzerinden manipülasyon yapıldığını biliyoruz” dediğini, Sermaye Piyasası Kurulu Başkanı Ömer Gönül’ün ise “Piyasa dolandırıcılarını biliyoruz” ifadelerini kullandığını hatırlatan Genel Başkanımız Sayın Müsavat Dervişoğlu, “Bunca zamandır biliyorlarmış ama susmuşlar. Yani biliyorlarmış ama önlememişler. Bu suskunluk, bu sessizlik, suça verilmiş açık izindir. Ve şimdi yeni bir skandal daha ortaya çıktı. Bir yatırım bankasının geçen hafta gözaltına alınan genel müdürü, özel bir bankanın davasında da yargılanmış. Evet, yanlış duymadınız. Piyasa dolandırıcılığı iddialarının ortasındaki bir banka yöneticisi, meğerse zaten davalıkmış. Kim korudu bu insanları? Kim izin verdi bu düzenin sürmesine? Tabi ki iktidar! Açıkça söylüyorum: Bu artık bireysel suç değildir. Organize suçtur. Bu, çürümeden kokma aşamasına geçmektir. Bu ülkenin borsasında dolandırıcılık yapılırken, iktidarın yapması gereken neydi? Vatandaşı korumaktı. Peki ne yaptılar? Rant çevrelerini, borsa çetelerini korudular. Bugün Türkiye’de küçük yatırımcı kaybediyor, 6,5 milyon insan! Aileleriyle 15-20 milyon! Manipülatör kazanıyor. Vatandaşın birikimi eriyor, rant çeteleri büyüyor. İktidar koruyor, kurumlar sessiz kalıyor. Bu düzen böyle gitmez, gitmemelidir. Sözlerim açık ve net:
Mehmet Şimşek de SPK yönetimi de derhal istifa etmelidir” ifadelerini kullandı.
“KURACAKSANIZ BUNUN İÇİN BİR KOMİSYON KURUN!”
Önerisini tekrarladığını vurgulayan Genel Başkanımız Sayın Müsavat Dervişoğlu, “Meclis’te öcalan canisini cezaevinden çıkartmak için komisyonla uğraştığınız kadar küçük yatırımcının haklarıyla uğraşın. Kuracaksanız bunun için bir komisyon kurun! Başta Borsa İstanbul olmak üzere Sermaye Piyasası Kurulu, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu, Merkez Bankası, Rekabet Kurumu, kamu bankaları gibi tüm aktörlerin iş ve işlemlerini denetleyin. Hukukun, devlet olmanın, hukuk devleti olmanın gereği budur! İktidarlarının diyetini milli iradeye değil yandaşın idamesine adayanlar için bu haykırışımız nafiledir. Ama bilsinler ki cevabını millî iradeden alacaklardır. Biz anlatıyoruz ama sesimize kulak veren yok. Sandık geline görüşürüz.
Sandık gelince hesabı millet soracak” şeklinde konuştu.
“9 BİN TERÖRİST ELİNİ KOLUNU SALLAYA SALLAYA ARAMIZDA DOLAŞACAK, ÖYLE Mİ?”
Terörsüz Türkiye adıyla pazarlanan sürece değinen Genel Başkanımız Sayın Müsavat Dervişoğlu, “İhanet sürecinin gelip dayandığı noktada, pazarlığın ayrıntıları ortaya saçılıyor. Sözüm ona silah bırakan pkk’nın, bini siyasi, 8 bin silahlı militanı çıkartılacak bir kanun ile ülkeye gelecek ve hayata karışacak. Haberler yalanlanmadığına göre, meselenin aslı astarı olduğunu kabul ediyoruz. Örgütün orta ve üst düzey bin militanı ise başka ülkelere transfer edilecek. Şimdi, size büyük bir barış projesi olarak sunulacak olan bu planın ne anlama geldiğini kısaca özetleyeyim. İktidar, Büyük Ortadoğu Projesi’nin son etaplarından biri olan ‘Terörsüz Türkiye’ isimli PR kampanyasıyla, Türk milletini 9 bin teröristle birlikte yaşamaya hazırlamaktadır. Çatışma ve silah kullanma tecrübesi olan, dağa çıkacak kadar radikal, askerimize, polisimize silah sıkmak, şehirlerde bomba patlatmak üzerine eğitim almış, birçoğu da bu eylemleri bir şekilde uygulamış olan, 9 bin terörist şehirlerimize, mahallelerimize gelecek. Aynı otobüse bineceğiz, aynı çarşı da gezeceğiz, öyle mi? Bu ülkede tweet attığı için, bir espriye güldüğü için, bu kadar haksızlığa, yolsuzluğa itiraz ettiği için, protesto gösterilerine katıldığı için pırıl pırıl gençlerimiz tutuklanırken, belediye başkanları ve gazeteciler Silivri’ye atılırken, 9 bin terörist elini kolunu sallaya sallaya aramızda dolaşacak öyle mi? Bu sorularımın muhatapları terörist başının beklediği umut treninin yolcularıdır. Aklını saraydan, fikrini İmralı’dan alanlardır. Denize düşüp, yılana sarılanı duydum da; yılana sarılıp, denize atlayanını ilk defa görüyorum.” dedi.
"BEBEK KATİLİ İLE FİKİR ORTAKLIĞI YAPAN SUÇ ORTAĞIDIR"
Bu yanlıştan dönülmesine vurgu yapan Genel Başkanımız Sayın Müsavat Dervişoğlu, "'Hayırlı günler, komşum, derdin derdimdir' diye kapısını çalacağını söylediğiniz Türk milletine bir sorun bakalım; mahallelerinde Kandil zebanilerini görmek istiyorlar mıymış? Türk devletinin, iktidarınız uğruna, federasyon çukuruna itilmesine bu büyük milletin rızası var mıymış? abdullah öcalan denen caninin, TBMM’ye talimat vermesini, bu kürsülerde konuşmasını destekliyorlar mıymış? Doğrudur; engizisyon dünyayı tepsi diye yutturmaya kalktı. Bazıları da cani başını barış güvercini diye yutturmaya çalışıyor. Bizim Babil nasihatçilerine karnımız toktur diyor. Bizim de Kandil nasihatçilerine karnımız toktur. Lafı uzatmanın manası yok. Dünya yuvarlaktır! Cani apo, bebek katilidir! Kim ki onunla fikir ortaklığı yapar, o da onun suç ortağıdır" değerlendirmesini yaptı.
"KURT YAVRUSU, KURT OLUR, KURT!"
"abdullah öcalan’a cevap veremeyen kim varsa bana cevap veriyor" diyen Genel Başkanımız Sayın Müsavat Dervişoğlu, "Bana değil, abdullah öcalan denen caniye cevap verin. 'Bahçeli’yi bu çizgiye ben getirdim' diyor adam. 'Lozan bitti, devleti dönüştürüyoruz' diyor. Siz hala aslan yavrusu, adam mı değil mi onu tartışıp, alkışlattırıyorsunuz. Ben, bu tartışmaların ayrıntısına girmeyi bile zul addederim. Geçmişte kime neler söyleyip sonradan fikir değiştirdiğinizi dünya âlem biliyor. Yaptığınız ve yaptırdığınız hakaretlerin zerresi bile üzerime yapışmaz. Hem benim üzerime hem de dava arkadaşlarımın üzerine yapışmaz. Ayrıca ben bugüne bakıp, dünü unutanlardan de değilim. Ben üzerimde hakkı olan kişilere saygısızlık yapmam. Ama yanlış düşüncelerine karşı çıkarım. Hamurumda tuzu olanlar beni gayet iyi tanırlar. Beni başka bir şeye benzetmenize gerek yok. Kurt yavrusu, kurt olur, kurt! Bilmem anlatabildim mi?" ifadelerini kullandı.
“PKK’YI KARDEŞ KURUM MU İLAN EDECEKSİNİZ?”
Numan Kurtulmuş'un da Meclis Başkanı sıfatıyla, sınırlarını zorlamaya devam ettiğini vurgulayan Genel Başkanımız Sayın Müsavat Dervişoğlu, "Sözlerinden, Meclis Başkanlığından, İmralı başvekilliğine terfi etme çabasını utanarak izliyoruz. Artık pkk’ya iktidarlarında ve kafalarındaki Neo-Sevr Türkiye’sinde nasıl bir rol vereceklerini şaşırdılar. Diyor ki muhterem; 'Milli Güvenlik Kurulu, pkk’yı terör örgütü olmaktan çıkartsın.' Vay be! Alın size terörsüz Türkiye. pkk’yı terör örgütü olmaktan çıkarırsanız, mesele ortadan kalkıyor (!) Süleyman Demirel’in söylediği gibi: ‘Meseleleri mesele yapmazsanız ortada mesele kalmaz’ diyor adam. Bununla da kalmayın, pkk’ya kamuya yararlı dernek statüsü verin bari! Bu deli saçmalıklarına dair ikinci söyleyeceğim şudur: Bir tarafta, tam yetkili ve tam sorumsuz Erdoğan, ortada top çeviriyor. Bir tarafta ise tam yetkisiz ve tam sorumlu Kurtulmuş, kendini paralıyor. Yahu Milli Güvenlik Kurulu dediğiniz kimdir? Erdoğan değil mi? Onun sekreterden yetkisiz birkaç bakanı değil mi? Haaa pardon! Bir de bütün sistemini altüst ettiğiniz TSK var. Teğmenlerini attırdığınız yetmedi; her çözüm sürecinizde, teröristleri karakoldan izlettirip yüzlerce şehidimize mal olduğunuz yetmedi; üstüne bir de bugün, pkk’yı kardeş kurum mu ilan edeceksiniz?” diye sordu.
“BİR KERE DE PKK’YA ALÇAK DE!”
Genel Başkanımız Sayın Müsavat Dervişoğlu, “Yahu siz, Türk milletine ve Cumhuriyete bir ömürde ne kadar kin biriktirdiniz. Türkiye 41 sene boyunca, başta batı ülkelerine, uluslararası kuruluşlara, diplomatıyla, istihbaratçısıyla, askeri ve polisiyle; pkk’yı terör örgütü olarak kabul ettirmek için ne uğraş verdi biliyor musunuz? Siz nasıl bir ekipsiniz? Nasıl bir koalisyonsunuz? İmralı’ya, Kandil’e meşruiyet devşirmeye çalışırken, devletin meşruiyetini yok ettiğinizin farkında mısınız? Bunu son yapanlar, mütareke İstanbul’unda, işgal komutanlarına kahve ikram ediyordu. Sonuçsa Türk milletinin meşru müdafaası oldu. Buradan uyarıyorum. İş bu raddeye gelmeden, o kininizi yutun, kalan aklınızı da başınıza devşirin. Biz bir şey söyleyince de cevap verdiğini zannediyor, hakaretamiz beyanlarda bulunuyor. Makamına yakışmayan bu beyanları kendisine iade ediyorum. Bugün Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde tarafsız tek makam var. O da TBMM Başkanlığı makamıdır. Bu denli bir işin militanlığına soyunmuş olmasını anlamıyorum.
‘MGK, pkk’yı terör örgütü olmaktan çıkarsın’ lafına eleştirilerimizi dile getirince, ‘Söylediklerimden bu anlamı çıkaranlar alçaktır’ diyor. Ne anlam çıkaracağım? Söylediğini millete ifşa ediyorum işte. Bir kere de pkk’ya alçak de! Meclis salonlarında devlet ve millet düşmanları lehine gösteri yapan hainler sürüsüne alçak de! 50 insanımızın katili öcalan canisine alçak de bakalım! Sakına sakın benden de cevap bekleme. Ben çukurlara irtifa bahşetmeyi bırakalı çok oldu!” diye ekledi.
Genel Başkanımız Sayın Müsavat Dervişoğlu’nun konuşmasının tamamı şu şekilde:
Büyük Türk milleti,
Saygıdeğer yol arkadaşlarım
Toplantımıza iştirak eden kıymetli kardeşlerim
Basınımızın değerli emekçileri
Staj ve çıraklık mağdurları sevgili kardeşlerim
Biliyorum ki EYT’liler de var
Hepiniz hoş geldiniz.
Sözlerimin başında,
Azerbaycan’dan ülkemize gelmek üzere havalanan askeri uçağın düşmesiyle şehit olan 20 kahraman askerimizi rahmetle anıyorum.
Ruhları şad, mekanları cennet olsun.
Kederli aileleri başta olmak üzere, tüm sevenlerine ve aziz milletimize başsağlığı diliyorum.
Aziz şehitlerimizden biri de;
Partimizin Muğla-Milas üyesi,
Aynı zamanda delegesi Osman Kuran amcamızın oğluydu.
Osman Amcamız evladını kaybetti, şehit babası oldu.
Ona da buradan en kalbi sabır dileklerimi iletiyorum.
İki gün önce 10 Kasım’dı.
Huzurlarınızda, Cumhuriyetimizin banisi,
Mustafa Kemal Atatürk’ü bir kere daha saygı ve minnetle yad ediyorum.
Allah gani gani rahmet eylesin.
O’nu anlamak, O’nu anmaktan çok daha önemlidir.
Çünkü her alanda yaşadığımız sefaletin iki sebebi var:
Biri, onu anlamadan, anmak ile yetinenler,
Diğeri ise, anmaktan bile imtina edenler,
Bir Fatiha dahi okumayan, bunu da marifet belleyenler.
Öyle ki bu zavallıların bir kısmı,
İçtikleri kaba tükürmekten dahi ar etmezler.
Bir kısmı, O’nun üzerine titrediği milli eğitimi tarumar etmekle memurdurlar.
Ara tatili 10 Kasım’a denk getirirler.
Yeni paralel yapıların taşeronluğunu üstlenirler.
Bir de hepimizin zorla fonladığı ama hiçbirimizin izlemediği devlet kanalının hali var ki,
364 gün iktidar propagandası yapılır da 10 Kasım yayınında horon tepilir.
Ama bu Cumhuriyet’in,
Ehli namus müftüleri, imamları, kaymakamları, valileri de vardır.
Halen kin ekip, nefret biçmeyi beyhude bekleyen tekinsiz bakanlarına inat,
Mustafa Kemal Atatürk’ü her gün daha çok seven, okuyan, anlayan,
Her fırsatta O’na koşan milyonlarca Cumhuriyet evladı vardır.
Halen, o acı siren sesini duyduğunda,
Her ne iş yapıyorsa, tezgahını, direksiyonunu, bilgisayarını, imalatını, koşturmacasını bırakan
2 dakika da olsa O’na saygısını ve minnetini gösteren 86 milyon vatan evladı vardır.
İşte o sebepledir ki,
Onun naçiz vücudunun toprak oluşunu,
O toprağın da bu vatan olduğunu asla unutmayacağız.
Onun, bir avuç meczup ve gafil tarafından anılmaya da sevilmeye de ihtiyacı yoktur.
Bu Cumhuriyeti ilelebet payidar kılmak istiyorsak,
Bu toprağı ekmeyi, bu toprağı işlemeyi,
Hakça bölüşüp, insanca yaşamak ülküsüyle çalışmayı asla unutmayacağız.
Atatürk’ü sevmenin, Cumhuriyet’i sevmek olduğunu,
Cumhuriyet’in de Türk milletinin hürriyet ve istiklali için tek yol olduğunu
Asla ama asla unutmayacağız!
Kardeşlerim,
Biliyorsunuz, doğal afetlerle değil,
Umursamazlığın, ihmalin ve vurdumduymazlığın ortak payda olduğu
Habis bir yönetim anlayışıyla, adeta imtihan ediliyoruz.
İş işten geçtikten sonra, mağdurlar acılarıyla baş başa kalırken,
İktidar da sözüm ona pislikleri, halının altına süpürme telaşına giriyor.
Hafta sonu Balıkesir Sındırgı’daydım.
Son 3 ayda irili ufaklı 15000 deprem meydana gelmiş durumda.
Halk korku ve panik içinde.
Yaşanan maddi hasarlar dışında, bu bile büyük bir psikolojik hasardır.
Bu kapsamda ilk günden beri sıkıntıları yakından takip ediyoruz.
Sorunları çözmek adına, bir kanun teklifi sunuyoruz.
Bölgenin yasa ile afet bölgesi ilan edilmesi lazım.
Esnafın, çiftçinin, tüccarın resmî kurumlara olan borçlarının ertelenmesi lazım.
Yuvaları hasar görmüş ve sokakta kalan kiracıların maddi destekten yararlanması lazım.
Her konuda yasayı torbaya doldurmayı bilen iktidar,
Umarım ki teklifimizi komisyonlarda sümenaltı edip,
Bu konuyu genelgelerle idare etme yolunu tercih etmez.
Çünkü Sındırgı bölgesinin çok ivedi şekilde çözülmesi gereken, hayati problemleri var.
Örnek mi?
Vereyim:
Sındırgı’da inşaatı devam eden bir devlet hastanesi var.
Bugüne kadar tam 6 müteahhit değiştirmiş, ama halen bitmemiş.
Sadece acil servis çalışıyor, diğer birimlerde hizmet yok.
3 ayda 15000 deprem yaşayan bu insanlar, bu haldeyken,
Balıkesir’e ya da çevre ilçelere gidiyorlar.
Bu çağda hak mı, reva mı?
İhmal ve vurdumduymazlığın,
Dahası kul hakkının çok acı bir örneğini daha Dilovası’nda yaşadık.
6 vatandaşımızı kaybettik, 7 vatandaşımız da yaralandı.
Hepsi de kadın ve kız çocuklarıydı.
Hepsi gariban emekçiler…
Güvencesiz, sigortasız, asgari ücret bile almadığı açık olan vatandaşlarımız.
Haberlerden anlıyoruz ki, yaşadıkları evler, mahalleler,
Nice şehidimizle yahut benzeri şekilde can veren nice masum vatandaşımızla aynı.
Küflü duvarlar, doğru dürüst eşyası bile olmayan eski evler.
Allah rahmet eylesin, acılı ailelerinin baş sağlığı diyorum.
AKP idaresinde geçen yaklaşık çeyrek asırda bu felaketleri alt alta dizsek,
Saymaya herhalde ömür yetmez.
Ve hepsinde tablo aynı:
Kuralsızlık, denetimsizlik, sorumsuzluk!
Potansiyel olarak rüşvet, kayırma, umursamazlık!
Şikâyet var, dinleyen yok.
İhmal var, denetleyen yok.
Her zamanki gibi önlenebilir can kayıpları var,
Umursayan yok!
Çünkü, ruhsat olarak mesken görünen,
Hiçbir kurala uymayan o fabrikanın sahibinin,
Tanıdıkları var, dayıları var, abileri var.
Ama 3 kuruşa tüm gün ölümle burun buruna çalışanlarınsa kimsesi yok.
Oysa onlar, kimsesiz olmasın diye kurulmuş Cumhuriyet,
hukuk düzeni, denetim düzeni, felç edilmiş.
Dar çevrelerin küçük çıkarları uğruna rehin edilmiş.
Bu konuyu araştıralım diye Meclis’e önerge veriyoruz,
İktidar Meclis’te yok.
Yeterli çoğunluk olmadığı için önergemiz oylanamıyor bile.
Buradan soruyorum;
Türkiye’nin böylesi kritik günlerinde,
TBMM’nin çalışmalarına iktidarın bu vurdumduymazlığı nereden kaynaklanıyor?
Bu nasıl bir sorumsuzluktur.
İktidar olunca ne projeniz var diyor vatandaşımız, haklı olarak!
Çeyrek asrın yılgınlığı ve yorgunluğu üzerine soruyor:
Namuslu, vicdanlı ve adaletli olacağız diyorum.
İyi olacağız diyorum.
Nizamı, kanunu uygulayacağız diyorum.
Yok yere ölmeyeceğiz, daha iyi yaşayacağız diyorum.
Bunu yapmak aslında kolay diyorum.
Yeter ki bu Cumhuriyeti, ehli namuslar yönetsin,
İyiler yönetsin!
Cesurlar yönetsin!
Çözülemeyecek problemimiz yoktur diyorum.
Değerli dava arkadaşlarım;
Biliyorsunuz,
Merkez Bankası enflasyon raporunu açıkladı.
Yine aynı masalla karşımıza çıktı: “Fiyatlar düşecek, enflasyon hedefi tutacak.”
Yıllardır aynı hikâye, aynı cümleler, aynı başarısız sonuçlar.
2026’da enflasyonu yüzde 16 olarak tahmin ediyorlar.
Tahmin ediyorlar, umuyorlar…
Onlar umdukça, milyonlarca emekli,
Memur, asgari ücretli kâbus görüyor.
Bir vatandaş diyor ki, aslında çok da güzel diyor:
“Eğer maaşıma umdukları kadar zam yapacaklarsa,
Ben de umduğum kadar vergi ödeyeyim”
Hadi gelin, cevabını verin bakalım!
Çünkü bu tahmine göre belirleyecekler zam oranını.
Belli ki asgari ücrete, en fazla yüzde 20 zam veririz diye planlamışlar.
“Yüzde 16 biz söyleriz; yüzde 4 de Erdoğan lütfeder”
Oh be ne güzel Türkiye!
Zihni sinir vergilerin mucidi İngiliz Mehmet’le,
Milletin yastık altındaki, 2 bileziğine göz diken Merkez Bankası Başkanı,
“sıkı para politikası” diyor ama sıkılan milletin boğazından başka bir şey değil.
Talebi zayıflatmak için, vatandaşı karneyle ekmek alacak hale getirdiler.
Ve sonunda, “enflasyon hedefimizle uyumlu bir patika” deyip çıkıyorlar işin içinden.
Gerçek şu;
Merkez Bankası 2026 enflasyonunu yüzde 16 olarak tahmin ediyor da
Milletin 12 ay sonraki enflasyon beklentisini yüzde 54 ölçüyor.
Fark neredeyse 4 kat!
Merkez Bankası başka bir ülkede yaşıyor, Türk milleti başka bir ülkede.
Bir başka gerçek de şu:
Enflasyonun en büyük zulmü, temel gıdaya erişimde.
Vatandaş aç, üretici sefil,
Bakalım asrın lideri ne yapıyor?
Erdoğan Türkiye’sinde arpa, mısır üretilebiliyor mu?
8 Kasım 2025 tarihli Resmî Gazete’de bizzat Erdoğan imzası ile yayımlanan kararla
1 milyon ton mısır ve 1 milyon ton arpa, SIFIR gümrükle İTHAL ediliyor.
Yani Türk çiftçisi, emeğinin karşılığını alamaz, toprağını ekip biçemezken,
Kendi çiftçisine para vermeyen bu iktidar,
Vatandaşın parasını yine oluk oluk yabancı çiftçiye akıtıyor.
Kendi vatanında da milletimiz aç kalıyor.
Atalarımız boşuna söylememiş:
“Yalan ile yol alınmaz, yalancı ile yola çıkılmaz.”
Uzayan bu yolculuk milletimizi sefalete mahkûm ediyor.
Ekonomik ve sosyal hayatta onarılmaz yaralar açıyor.
Vasatın iktidarında yaşadığımıza bakın,
Ya şu dünyada 200 küsür devlet var,
Bu kadar asgari ücret konuşulan başka bir ülke var mıdır?
Bize reva görülene bakın:
Asgari bir iktidarın idaresinde,
Asgari demokrasiyle,
Asgari hukukla,
Asgari liyakatle,
Asgari güvenlik,
Asgari eğitim,
Asgari sağlık,
Asgari mutluluk,
Asgari ücretle
Asgari hayatlar yaşıyoruz.
Hayat ne garip!
Askeri vesayet bitti,
Asgari vesayet geldi!
Bu da bu iktidarın milletimize bir hediyesidir.
Yalan söylemeyi alışkanlık haline getiren,
Geçmişini inkâr etmekten,
Tarihi eğip bükmekten çekinmeyen bu müflis iktidarla bu yolculuk bitmeli,
Milletimiz, ilk sandık durağında bu trenden inmelidir.
Bu iktidar müflis tüccar gibidir.
Tüm vaatleri, uygulamaları, programları iflas etmiştir.
Beraberinde de sadece üreticiler, işletmeler, fabrikalar değil,
Kurumlar ve kurallar da iflas etmektedir.
Güven ilişkisi iflas etmektedir.
İki hafta önce de dile getirdik,
Bu ülkenin borsasında manipülasyon, bizzat kamu gücü kullanılarak,
Devletin verdiği makamlar kullanılarak yapılıyor.
Mehmet Şimşek geçen hafta çıktı,
“Bazı fonlar üzerinden manipülasyon yapıldığını biliyoruz” dedi.
SPK Başkanı Ömer Gönül, “Piyasa dolandırıcılarını biliyoruz” dedi.
Bunca zamandır biliyorlarmış ama susmuşlar.
Yani, biliyorlarmış ama önlememişler.
Bu suskunluk, bu sessizlik, suça verilmiş açık izindir.
Ve şimdi yeni bir skandal daha ortaya çıktı:
Bir yatırım bankasının geçen hafta gözaltına alınan genel müdürü,
Özel bir bankanın davasında da yargılanmış.
Evet, yanlış duymadınız.
Piyasa dolandırıcılığı iddialarının ortasındaki bir banka yöneticisi,
Meğerse zaten davalıkmış.
Kim korudu bu insanları?
Kim izin verdi bu düzenin sürmesine?
Tabi ki iktidar!
Açıkça söylüyorum:
Bu artık bireysel suç değildir. Organize suçtur.
Bu, çürümeden kokma aşamasına geçmektir.
Bu ülkenin borsasında dolandırıcılık yapılırken,
İktidarın yapması gereken neydi?
Vatandaşı korumaktı.
Peki ne yaptılar?
Rant çevrelerini, borsa çetelerini korudular.
Bugün Türkiye’de küçük yatırımcı kaybediyor,
6,5 milyon insan! Aileleriyle 15-20 milyon!
Manipülatör kazanıyor.
Vatandaşın birikimi eriyor, rant çeteleri büyüyor.
İktidar koruyor, kurumlar sessiz kalıyor.
Bu düzen böyle gitmez, gitmemelidir.
Sözlerim açık ve net:
Mehmet Şimşek de SPK yönetimi de derhal istifa etmelidir.
Önerimi tekrarlıyorum:
Meclis’te öcalan canisini cezaevinden çıkartmak için komisyonla uğraştığınız kadar
Küçük yatırımcının haklarıyla uğraşın.
Kuracaksanız bunun için bir komisyon kurun!
Başta Borsa İstanbul olmak üzere Sermaye Piyasası Kurulu,
Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu,
Merkez Bankası, Rekabet Kurumu,
Kamu bankaları gibi tüm aktörlerin iş ve işlemlerini denetleyin.
Hukukun, devlet olmanın, hukuk devleti olmanın gereği budur!
İktidarlarının diyetini milli iradeye değil yandaşın idamesine adayanlar için
Bu haykırışımız nafiledir.
Ama bilsinler ki cevabını milli iradeden alacaklardır.
Biz anlatıyoruz ama sesimize kulak veren yok.
Sandık geline görüşürüz.
Sandık gelince hesabı millet soracak.
Kıymetli yol arkadaşlarım,
İhanet sürecinin gelip dayandığı noktada,
Pazarlığın ayrıntıları ortaya saçılıyor.
Sözüm ona silah bırakan pkk’nın, 1000’i siyasi,
8000 silahlı militanı çıkartılacak bir kanun ile ülkeye gelecek ve hayata karışacak.
Haberler yalanlanmadığına göre, meselenin aslı astarı olduğunu kabul ediyoruz.
Örgütün orta ve üst düzey 1000 militanı ise başka ülkelere transfer edilecek.
Şimdi, size büyük bir barış projesi olarak sunulacak olan bu planın
ne anlama geldiğini kısaca özetleyeyim:
İktidar, Büyük Ortadoğu Projesi’nin son etaplarından biri olan
Terörsüz Türkiye isimli PR kampanyasıyla,
Türk milletini 9 bin terörist ile birlikte yaşamaya hazırlamaktadır.
Çatışma ve silah kullanma tecrübesi olan, dağa çıkacak kadar radikal
Askerimize, polisimize silah sıkmak, şehirlerde bomba patlatmak üzerine eğitim almış,
Birçoğu da bu eylemleri bir şekilde uygulamış olan,
9 bin terörist şehirlerimize, mahallelerimize gelecek.
Aynı otobüse bineceğiz, aynı çarşı da gezeceğiz, öyle mi?
Bu ülkede tweet attığı için, bir espriye güldüğü için,
Bu kadar haksızlığa, yolsuzluğa itiraz ettiği için,
Protesto gösterilerine katıldığı için pırıl pırıl gençlerimiz tutuklanırken,
Belediye başkanları ve gazeteciler Silivri’ye atılırken,
9 bin terörist elini kolunu sallaya sallaya aramızda dolaşacak öyle mi?
Bu sorularımın muhatapları terörist başının beklediği umut treninin yolcularıdır.
Aklını saraydan, fikrini İmralı’dan alanlardır.
Denize düşüp, yılana sarılanı duydum da,
Yılana sarılıp, denize atlayanını ilk defa görüyorum.
Bunların hepsini uyarıyorum.
Sözlerime faklı anlamlar yüklemeye çalışıp,
Bunun üzerinden şahsıma hakarete yeltenmeye hiç kalkışmasınlar.
Yanlışlarını yüzlerine yüzlerine söylüyorum
Bu yanlıştan dönün.
“Hayırlı günler, komşum, derdin derdimdir” diye kapısını çalacağını söylediğiniz
Türk milletine bir sorun bakalım.
Mahallelerinde Kandil zebanilerini görmek istiyorlar mıymış?
Türk devletinin,
İktidarınız uğruna,
Federasyon çukuruna itilmesine bu büyük milletin rızası var mıymış?
abdullah öcalan denen caninin,
TBMM’ye talimat vermesini, bu kürsülerde konuşmasını destekliyorlar mıymış?
Doğrudur; engizisyon dünyayı tepsi diye yutturmaya kalktı,
Bazıları da cani başını barış güvercini diye yutturmaya çalışıyor.
Bizim Babil nasihatçilerine karnımız toktur diyor.
Bizim de Kandil nasihatçilerine karnımız toktur.
Lafı uzatmanın manası yok.
DÜNYA YUVARLAK,
CANİ APO BEBEK KATİLİ,
KİM Kİ ONUNLA FİKİR ORTAKLIĞI YAPAR
O DA ONUN SUÇ ORTAĞIDIR.
Bunu ben söylemiyorum.
abdullah öcalan’a cevap veremeyen bu memlekette kim varsa bana cevap veriyor.
Bana değil, abdullah öcalan denen caniye cevap verin.
“Bahçeli’yi bu çizgiye ben getirdim” diyor adam.
“Lozan bitti, devleti dönüştürüyoruz” diyor.
Siz hala aslan yavrusu, adam mı değil mi onu tartışıp, alkışlattırıyorsunuz.
Ben, bu tartışmaların ayrıntısına girmeyi bile zül addederim.
Geçmişte kime neler söyleyip sonradan fikir değiştirdiğinizi dünya âlem biliyor.
Yaptığınız ve yaptırdığınız hakaretlerin zerresi bile üzerime yapışmaz.
Hem benim üzerime hem de dava arkadaşlarımın üzerine yapışmaz.
Ayrıca ben bugüne bakıp, dünü unutanlardan de değilim.
Ben üzerimde hakkı olan kişilere saygısızlık yapmam.
Ama yanlış düşüncelerine karşı çıkarım.
Hamurumda tuzu olanlar beni gayet iyi tanırlar.
Beni başka bir şeye benzetmenize gerek yok.
KURT YAVRUSU, KURT OLUR, KURT!
Bilmem anlatabildim mi?
Bir de Sayın Numan Kurtulmuş var.
Meclis Başkanı sıfatıyla, sınırlarını zorlamaya devam ediyor.
Sözlerinden, Meclis Başkanlığından, İmralı başvekilliğine terfi etme çabasını utanarak izliyoruz.
Artık pkk’ya iktidarlarında ve kafalarındaki Neo-Sevr Türkiye’sinde nasıl bir rol vereceklerini şaşırdılar.
Diyor ki muhterem;
Milli Güvenlik Kurulu,
pkk’yı terör örgütü olmaktan çıkartsın.
Vay be!
Alın size terörsüz Türkiye.
pkk’yı terör örgütü olmaktan çıkarırsanız, mesele ortadan kalkıyor (!)
Süleyman Demirel’in söylediği gibi:
‘Meseleleri mesele yapmazsanız ortada mesele kalmaz’ diyor adam.
Bununla da kalmayın,
pkk’ya kamuya yararlı dernek statüsü verin bari!
Bu deli saçmalıklarına dair ikinci söyleyeceğim şudur:
Bir tarafta, tam yetkili ve tam sorumsuz Erdoğan, ortada top çeviriyor,
Bir tarafta ise tam yetkisiz ve tam sorumlu Kurtulmuş, kendini paralıyor.
Yahu Milli Güvenlik Kurulu dediğiniz kimdir?
Erdoğan değil mi?
Onun sekreterden yetkisiz birkaç bakanı değil mi?
Haaa pardon!
Bir de bütün sistemini altüst ettiğiniz TSK var.
Teğmenlerini attırdığınız yetmedi…
Her çözüm sürecinizde, teröristleri karakoldan izlettirip
Yüzlerce şehidimize mal olduğunuz yetmedi,
Üstüne bir de bugün,
pkk’yı kardeş kurum mu ilan edeceksiniz?
Yahu siz,
Türk milletine ve Cumhuriyete bir ömürde ne kadar kin biriktirdiniz?
Türkiye 41 sene boyunca,
Başta batı ülkelerine, uluslararası kuruluşlara,
Diplomatıyla, istihbaratçısıyla, askeri ve polisiyle
pkk’yı terör örgütü olarak kabul ettirmek için ne uğraş verdi?
Yahu, nasıl bir ekipsiniz?
Nasıl bir koalisyonsunuz?
İmralı’ya, Kandil’e meşruiyet devşirmeye çalışırken,
Devletin meşruiyetini yok ettiğinizin farkında mısınız?
Bunu son yapanlar, mütareke İstanbul’unda,
İşgal komutanlarına kahve ikram ediyordu.
Sonuçsa Türk milletinin meşru müdafaası oldu.
Buradan uyarıyorum:
İş bu raddeye gelmeden, o kininizi yutun,
Kalan aklınızı da başınıza devşirin.
Biz bir şey söyleyince de cevap verdiğini zannediyor, hakaretamiz beyanlarda bulunuyor.
Makamına yakışmayan bu beyanları kendisine iade ediyorum.
Bugün Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde tarafsız tek makam var.
O da TBMM Başkanlığı makamıdır.
Bu denli bir işin militanlığına soyunmuş olmasını da anlamıyorum.
“MGK, pkk’yı terör örgütü olmaktan çıkarsın” lafına eleştirilerimizi dile getirince
Söylediklerimden bu anlamı çıkaranlar alçaktır diyor.
Ne anlam çıkaracağım?
Söylediğini millete ifşa ediyorum işte.
Bir kere de pkk’ya alçak de!
Meclis salonlarında devlet ve millet düşmanları lehine gösteri yapan hainler sürüsüne alçak de!
50 insanımızın katili öcalan canisine alçak de bakalım!
Sakına sakın benden de cevap bekleme.
Ben çukurlara irtifa bahşetmeyi bırakalı çok oldu!
Büyük Türk milleti
Bugün Kafkasya’da ve Orta Asya’da yeni bir jeopolitik mimari kuruluyor.
Kafkasya ve Orta Asya, 1990 sonrasında bir kere daha şekilleniyor.
Azerbaycan’dan Kazakistan’a,
Türkmenistan’dan Hazar’ın doğusuna kadar devasa bir ekonomik mimari kuruluyor ve
Türkiye bu yapının dışında kalıyor.
Enerji hatları yeniden çiziliyor.
Kritik madenler paylaşılıyor.
Lojistik rotaları yeniden inşa ediliyor.
Ama iktidar, günübirlik açıklamalarla bizi oyalıyor,
Sadece şahsi çıkarlarının peşinden koşuyor,
Ucuz bir iş takipçisi gibi, taşeronluk kovalıyorlar.
Son zamanlarda enerji konusunda belki en çarpıcı ifade,
Tesla’nın sahibi Elon Musk’a ait
“Gelecekte para değil, elektrik konuşacak” diyor.
Peki Türkiye ne yapıyor?
Acı gerçek ortada.
İhalesiz verilen depolamalı rüzgâr ve güneş lisanslarıyla
20 yılda 53 milyar dolarlık fatura milletin sırtına yükleniyor.
Dev teknoloji şirketlerinin yöneticileri, geleceğin zenginliğinin elektrik olduğunu söylüyorlar.
Biz ise elektriği pahalıya mal ediyoruz.
Rekabet yok, ihale yok.
Elektriğin fiyatı 3 cent’e düşebilecekken, 5,85 cent’e sabitleniyor.
Aradaki fark, doğrudan halkın faturasına yazılıyor.
Dünya enerjiye yatırım yapıyor.
Biz enerji fırsatlarını hükümetin yanlış uygulamaları yüzünden çarçur ediyoruz.
Bakın Orta Asya’ya.
Orada bir satranç tahtası kuruldu.
ABD, Rusya, Çin, Avrupa Birliği kritik madenlerin ve enerjinin peşinde.
Uranyum, nadir metaller, gaz, altın.
Hepsi bölgeye koşuyor, masaya oturuyor, anlaşma üstüne anlaşma imzalıyor.
21. yüzyılın enerji ve maden kalbi Orta Asya’dadır.
Kazakistan, dünyanın uranyumunun yüzde 40’ını üretiyor.
Türkmenistan, dev gaz yataklarına sahip.
Özbekistan, altın ve uranyumda dünya devleriyle yarışıyor.
Ama bizim iktidar, hangi parsayı, kimin toplayacağı kavgasında.
Örnek mi?
30 gw dev bir depolama fırsatını heba ettiniz.
Bu kapasiteyle Türkiye yerli batarya sanayisini kurabilirdi,
Ucuz elektrikle sanayiyi ayağa kaldırabilirdi,
Veri merkezi yatırımları gerçekleştirebilirdi.
Ama lisansları, kapalı kapılar ardında, ihalesiz dağıttınız.
Bu bir hata değil, ülkenin geleceğini satan bir tercihtir.
Kazakistan, İsrail’le yakınlaşıyor.
Azerbaycan, Şam–Tel Aviv hattında arabuluculuk yapıyor.
Bu ülkeler total diplomasi yürütüyorlar.
Peki iktidar?
Sadece konuşuyor.
“Türk dünyası vizyonu” diyerek nutuk atıyor ama bir hazırlık yok.
Kurumsal koordinasyon yok. Eylem planı yok.
Türkçe bakamıyor, Türkçe düşünemiyorlar.
Yunanistan’da toplantı yapılıyor,
ABD. İsrail, Yunanistan ve Güney Kıbrıs masada biz yokuz.
Mavi Vatan’dan kaynaklı haklarımız göz göre göre gasp ediliyor, bu beyler seyirci kalıyor.
Fiilen, 2024 yılının yaz aylarında başlayan,
Bir yılı aşkın zamandır da açıktan yürütülen
“Alo öcalan” hattından anlaşılan şudur:
Tüm bu ihanet sürecini, başından beri bir dış politika meselesi olarak anlayalım istediniz.
Adına beka, tehdide de İsrail dediniz.
İsrail’in Katolik nikahlısı ABD’nin yörüngesinden ise bir derece sapmadınız.
İsrail ile kapı arkası diplomasisine ara vermediniz, ticareti dahi kesmediniz.
Artık Cumhurbaşkanı’nın bir karar vermesi ve bunu kamuoyuyla paylaşması gerekiyor.
Türkiye, İbrahim Anlaşmalarının,
Hindistan-Ortadoğu Koridorunun ve Leviathan Gaz Projesinin bir parçası olacak mıdır?
Yoksa başka bedeller ödeyerek çoktan olmuş mudur?
Eğer öyleyse, bunu ABD Büyükelçisi Tom Barrack yerine kendilerinden duymaya hakkımız yok mudur?
Akdeniz’den Hazar’a uzanan “Pax Amerikana” projesinin neresindesiniz?
Ve eğer Türkiye’nin istikameti belliyse,
Türkiye’ye karşı kaybetmiş pkk’nın üzerine toprak atmak, beton dökmek yerine,
Neden pkk’yı girdiği mezardan çıkartıp, diriltmek istiyorsunuz?
Neden ortağınız, Rusya-Çin ittifakını bile düşünüyor da
Neden dış tehditlere karşı öcalan’ın desteğine sığınmaktan başka çare bulamıyor?
Anlıyoruz ki, Türkiye, sadece dış politikada değil, iç politikada da bir yol ayrımındadır.
Birbiriyle çelişen iki pozisyon vardır ve her ikisi de şu anda iktidar blokunun içindedir.
Dolayısıyla ortada üç tane ihtimal vardır:
Bir,
İki ortak kendi dar çıkarlarınızı hesaplayarak ve gözeterek,
Kasten ve taammüden Türk milletini bir felakete sürüklüyorsunuz.
İki,
Birbirinize karşı körebe oynuyor, oyunun sonucunda,
Yine Türk milletini ve Cumhuriyetimizi felakete sürüklüyorsunuz.
Üç,
Aklınız sıra, ABD-İsrail ortaklığının arasına gireyim derken,
İki tarafın ayrı ayrı oyununa gelip,
Türk milletini ve Cumhuriyetimizi felakete sürüklüyorsunuz.
Sizin bu yanlış politikalarınıza karşı bizim de kararımız, direnmek üzerinedir.
Siz, korkularınızın telaşı içindesiniz.
Biz sırtımızı dayadığımız tek hakikatin,
Yani büyük Türk milleti olmanın şuur ve idrakinin güveni içindeyiz.
Bugün 12 Kasım,
12 Kasım 1877,
Plevne’de düşmana teslim olmayacağını bildiren Gazi Osman Paşa’nın cesareti,
dirayeti, inancı, imanı, gözü karalığı, asaleti ve vatan sevgisidir.
Bugün bizim duruşumuzun köklerinde olan direnişin günü.
Bugün 12 Kasım 2025…
Burada, işte o inancı kuşanmış cesurlarız!
O cesareti kendilerine rehber edinmiş iyileriz!
Kökünden aldığı imanla, vatan sevgisini kuşanmış bu milletin sevdalıları, serdengeçtileriyiz!
Herkes emin olsun ve bilsin ki;
Sonuna kadar, sonsuza kadar,
Teslim olmayacağız
Ve bu ülkeyi, bu vatanı, bu devleti, bu milleti asla teslim etmeyeceğiz
Tehditleriniz, hakaretleriniz, entrikalarınız, plan ve tuzaklarınız bizi yolumuzdan döndüremeyecektir.
“Ben milletim uğruna adamışım kendimi,
Bir doğrunun imanı, bin eğriyi düzeltir.
Zulüm Azrail olsa, hep Hakk’ı tutacağım,
Mukaddes davalarda ölüm bile güzeldir.”