‘’Meydanı mankurtlara bırakmamak, Bozkurtları diriltmek için buradayız!’’

GERİ DÖN

Grup Konuşmaları

‘’Meydanı mankurtlara bırakmamak, Bozkurtları diriltmek için buradayız!’’

 

Genel Başkanımız Sayın Müsavat Dervişoğlu, Türkiye- Avusturya karşılaşmasındaki gol sevinci sırasında Bozkurt işareti yapan Millî Futbolcu Merih Demiral için “O’nu alnından öpüyorum! Ama sadece Bozkurt selamı yaptığı için değil; işini layıkıyla yaptığı, “Türk, öğün, çalış, güven” sözlerinin timsali olduğu için alnından öpüyorum!” dedi.

“Bu sembolün arkasına sığınan çakallar ve sırtlanları da biliyoruz.” diyen Genel Başkanımız; “Bugüne kadar, ‘Türklüğü ayaklar altına aldık’ diyen güruhların; Bozkurt’u, bu şuuru, bu ruhu pisliklerine alet etme girişimlerini görüyor biliyor ve buradan ihtar ediyoruz: Biz varız ve buradayız! Türklüğe adalet yeminiyle, milletimize sadakat yeminiyle, Cumhuriyetimize hürriyet yeminiyle, Ata’mıza ise vefa yeminiyle bağlıyız! Meydanı mankurtlara bırakmamak, Bozkurtları diriltmek için buradayız!” şeklinde konuştu.

Genel Başkanımız Sayın Müsavat Dervişoğlu, 10 Temmuz Çarşamba günü partimizin TBMM grup toplantısında konuştu.

 

‘’MEYDANI MANKURTLARA BIRAKMAMAK, BOZKURTLARI DİRİLTMEK İÇİN BURADAYIZ!’’

Türkiye - Avusturya karşılaşmasındaki gol sevinci sırasında Bozkurt işareti yapan Millî Futbolcu Merih Demiral için “O’nu alnından öpüyorum! Ama sadece Bozkurt selamı yaptığı için değil; işini layıkıyla yaptığı, “Türk, öğün, çalış, güven” sözlerinin timsali olduğu için alnından öpüyorum!” diyen Genel Başkanımız, sonrasında başlayan tartışmalara da değindi.
“Bozkurt bir ruhtur!” diyen Genel Başkanımız; “Benimsersiniz ya da benimsemezsiniz, seversiniz ya da sevmezsiniz. Biz bununla ilgilenmiyoruz. Biz Türk’e yaraşmakla, Türk’e yaraşanlarla ilgileniyoruz. Görevini en iyi yapmakla, alın teri akıtmakla, toprağına layık olmakla ilgileniyoruz. Hak yememekle ve hak yedirmemekle ilgileniyoruz. Bu sembolün arkasına sığınan çakallar ve sırtlanları da biliyoruz. Bugüne kadar, ‘Türklüğü ayaklar altına aldık’ diyen güruhların; Bozkurt’u, bu şuuru, bu ruhu pisliklerine alet etme girişimlerini görüyor biliyor ve buradan ihtar ediyoruz: Biz varız ve buradayız! Türklüğe adalet yeminiyle, milletine sadakat yeminiyle, Cumhuriyetine hürriyet yeminiyle, Atasına ise vefa yeminiyle bağlıyız! Meydanı mankurtlara bırakmamak, Bozkurtları diriltmek için buradayız! Bugün Meclis kürsüsünde, yarın Allah’ın izniyle meydanlardayız.” ifadesini kullandı.

“BU PAKET SİZİN EKONOMİK ÇÖKÜŞÜNÜZÜ GÖZLER ÖNÜNE SERİYOR!”

9. Yargı Paketi’nde yer alan; vergi, resim, harç ve benzerleri alacakların “yeniden değerleme” oranı ile ilgili düzenlemeye dikkat çeken Genel Başkanımız Sayın Müsavat Dervişoğlu; “Mevcut yasal düzenleme diyor ki; ‘ortaya çıkan rakamın on lirayı aşmayan kısımları dikkate alınmaz.’ Yeni düzenlemeyle ne yapıyorlar? ‘Bin lirayı aşmayan kısmı dikkate alınmaz’ diye maddeyi değiştiriyorlar. Peki bu ne demek? Geçmişin 10 lirasının piyasadaki değeri, bugünün 1000 lirasına tekabül ediyor demek. Yani yirmi yılda yüz kat artış, yüz kat fakirleşmek demek.” şeklinde konuştu. “Saray beyleri! Bu paket sizin ekonomik çöküşünüzü de gözler önüne seriyor, yalanlarınızı kanun maddesi haline getiriyor!” diyen Genel Başkanımız, pakete yönelik diğer eleştirilerini de sıraladı.

“İNSAN UTANIR BİRAZ!”

Açıklanan enflasyon oranları ile SSK ve BAĞ-KUR emeklisi vatandaşların yüzde 24,73, memur emeklisi vatandaşların ise yüzde 19,73 oranında zam alacağını hatırlatan Genel Başkanımız; “Bu ülkede enflasyon TÜİK rakamlarına göre bile yüzde 75. İnsan utanır biraz! Açıklanan bu oranlar, enflasyon oranının tarihi rekorlar kırdığı şu ortamda vatandaşlarımız ile resmen dalga geçmektir.” değerlendirmesini yaptı.

“EN DÜŞÜK EMEKLİ MAAŞI 32 BİN TL CİVARI OLACAKTI”

Ak Parti’nin iktidara geldiği günden itibaren durumu sürekli kötüleşen grupların başında emeklilerin olduğunu vurgulayan Genel Başkanımız; “Emekliler için yıkım planı 2008 yılında başlamıştır. Ülkemizin sosyal güvenlik birimleri BAĞ-KUR, SSK, Emekli Sandığı, Sosyal Güvenlik Kurumu adı altında toplanmıştır. 2008’de sözde reform adı verilen değişiklikle emekli maaş hesaplama sistemi değiştirilmiştir. 2008 yılında söz konusu değişiklikler yapılmasa idi TÜİK’in verileriyle bile bugün en düşük emekli maaşı 32 bin TL civarı olacaktı.’’ şeklinde konuştu.

“BU TASLAK MESLEK KANUNU DEĞİL, ÖĞRETMENLERE MOBBİNG KANUNU”

Yeni hazırlanan ve Meclis gündemine getirilen öğretmenlik meslek kanunu teklifi için “Yıllardır zıvanasından çıkardıkları öğretmenlik mesleğine son darbe planı” yorumunda bulunan Genel Başkanımız; “Bu taslak meslek kanunu değil, “Öğretmenlere Mobbing Kanunudur”. Meslek kanunu adı altında ceza dayatmasıdır. Öğretmen atamalarının tamamen saray ve tarikat kontrolü altına alınmasıdır. Eğitim fakültelerinin kapatılması, paralel eğitim fakülteleri kurulması çabasıdır.” dedi.

“GENÇ FİDANLARIMIZI EĞİP BÜKME BAKANI”

Öğretmenlerin yaşadığı sorunlara üzerinden Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’e yüklenen Genel Başkanımız; “Peki bu meseleler, kişiye özel kanunla bir gecede profesör ve rektör yapılan Millî Eğitim Bakanı’nın umurunda mıdır? Elbette değildir! Çünkü kendisinin tüm kariyeri boyunca; tarikat, cemaat ve onlara bağlı vakıflar arasında -elbette kendi vakfını da unutmadan ballı ihale ve fiyakalı makam dengesi kurmak dışında ve sarayın gönlünü hoş etmek dışında hiçbir derdi olmadığını görüyoruz. Bir Millî Eğitim Bakanı değil; genç fidanlarımızı eğip bükme bakanı olduğunu biliyoruz. Bu da Vergimatik Mehmet’in bir başka türü. Biri ekonominin, diğeri ise millî eğitimin yıkım projesinin sorumlusu olarak yıkım görevini tamamlamaya çalışmaktadır” dedi.

“BU DAVETİ UYGUN AMA GEÇ KALMIŞ BİR ADIM OLARAK GÖRÜYORUZ”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın "Esad’a her an davet gönderebiliriz" dediğini hatırlatan Genel Başkanımız Sayın Müsavat Dervişoğlu; “Biz bu daveti, Türkiye’nin ulusal çıkarlarına son derece uygun, fakat oldukça geç kalınmış bir adım olarak görüyoruz. Maalesef bu geç kalınmışlık, bir tedavi geç kalınmışlığı değildir. Ortada artık ağır bir hasta değil, adeta bir ceset vardır. Merakımız, 13 yıllık bu gecikmenin meydana getirdiği ağır tahribatın nasıl giderileceği, bu cenazenin nasıl kaldırılacağıdır.” ifadesini kullandı.

“SÖZDE BİR GERİ GÖNDERME PLANI İLE BU MİLLETİN KARŞISINA ÇIKMAYIN”

Türk milletinin, hain 15 Temmuz kalkışması sırasında devletini, sokaklardan topladığını söyleyen Genel Başkanımız; “Milletin, devletini yine sokaktan toplamak zorunda kalmaması için, 10 milyonu aşkın sığınmacı ve kaçakla yürüyen bu yıkım sürecini durdurmanın yolu ve adresi bellidir. Yeni maceralar peşinde koşmanın anlamı yoktur. Bu problemin çözüm yeri, milli meclis yani Türkiye Büyük Millet Meclisi; yöntemi, milli mutabakattır. Dostum falanca, katil filancaya dayalı “Şahıs siyasetiniz” yerine, “Devlet siyaseti” yürütmektir. Yıllara yayılacak bir görüşme trafiği ve sözde bir geri gönderme planı ile bu milletin karşısına tekrar çıkmaya çalışmayın. Yapmayın, etmeyin, bu millete daha fazla zarar vermeyin.” dedi.

Grup Konuşmasının Tamamı:

Aziz milletim;
Kıymetli dava arkadaşlarım,
Değerli konuklar,
Sayın basın mensupları,
Sevgili gençler,
Ekranları ve radyoları başında toplantımızı takip eden
Sevgili vatandaşlarım,
Hepinizi sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.
Grup toplantımıza hoş geldiniz,
Safalar getirdiniz.
Milli Takımımızın
Avrupa Şampiyonası’nda
Ortaya koyduğu başarı
Ve gösterdiği yüksek mücadeleyle
Hepimizi sevince boğmuş,
Bu sıkıntılı atmosfer içerisinde,
İhtiyacımız olan
Milli gurur ve birlik duygusunu
bizlere yaşatmıştır.
Saha içinde ve dışında
Milli Takımımız için
Alın teri akıtan her bir sporcumuzu
Ve teknik ekibi
Bir kere daha huzurlarınızda tebrik ediyorum.
Futbolcumuz Merih Demiral
Mutluluğunu
tribünlerdeki ve
Ekranları başındaki aziz milletimizle
Türklüğün sembolü olan
Bozkurt yaparak paylaşmıştır.
O’nu da ayrıca alnından öpüyorum!
Ama sadece Bozkurt selamı yaptığı için değil
İşini layıkıyla yaptığı,
“Türk, Öğün, Çalış, Güven” sözlerinin
timsali olduğu için alnından öpüyorum!
Öte yandan,
Kendi tarihsel hezeyanlarıyla
Her sakallıyı dedesi zanneden
Ve Alman devletinin
Amacı belli söylemleri etrafında,
Sevinçlerimize ortak olmaktan
İmtina edenlere de
Birkaç kelam etmek isterim.
Türklük,
Tarih bilindi bilineli
Dünya coğrafyasının dört bir yanında
İnsanlık serüveninin,
En önemli yazarlarındandır.
Bu serüven esnasında
Şüphesiz ki
Birçok badire atlatmıştır.
Savaşlar, zaferler,
Atılımlar, gerilemeler yaşamıştır
Ancak yaşamadığı ve
Tecrübe etmediği tek bir şey vardır:
O da esarettir.
Türk, tarih karşısında asla pes etmemiş,
Hürriyet ve istiklalinden vaz geçmemiş,
Destansı yolculuğuna
Haysiyetli bir şekilde daima devam etmiştir.
Bu da Bozkurtla sembolleşmiştir.
Yani “Bozkurt”
Hiçbir koşulda
Haktan ve onurdan
Taviz vermemenin işaretidir.
Liderlik ederken
Arkandakileri düşünmenin işaretidir.
Meydandan ve mücadeleden kaçanların değil,
Göğüs göğüse çarpışanların işaretidir.
Bozkurt,
En umulmadık zamanda
En büyük atılımları yapabilmenin
Sonsuz bir dirilişin işaretidir.
Bozkurt,
Adı zikredilmeden
Tek bir bölümünün bile yazılamayacağı
Uzun insanlık tarihinde
Türk’ün
Nevi şahsına münhasır karakterinin
Ve başı dik ruhunun sembolüdür.
Bozkurt bir ruhtur!
Benimsersiniz ya da benimsemezsiniz
Seversiniz ya da sevmezsiniz.
Biz bununla ilgilenmiyoruz.
Biz Türk’e yaraşmakla
Türk’e yaraşanlarla ilgileniyoruz.
Görevini en iyi yapmakla
Alın teri akıtmakla
Toprağına layık olmakla ilgileniyoruz.
Hak yememekle
Ve hak yedirmemekle ilgileniyoruz.
Bu sembolün arkasına sığınan
Çakallar ve sırtlanları da biliyoruz.
Bugüne kadar
Türklüğü ayaklar altına aldık diyen güruhların
Bozkurt’u, bu şuuru, bu ruhu
Pisliklerine alet etme girişimlerini
Görüyor biliyor ve
Buradan ihtar ediyoruz:
Biz varız ve buradayız!
Türklüğe adalet yeminiyle,
Milletine sadakat yeminiyle,
Cumhuriyetine hürriyet yeminiyle,
Atasına ise vefa yeminiyle bağlıyız!
Meydanı mankurtlara bırakmamak
Bozkurtları diriltmek için buradayız!
Ve elbette Sinan Ateş için
Tüm Sinanlar için,
Adalet için buradayız!
Anaların gözyaşlarını görmeyip,
Muktedirlerin tebessümlerine bakan;
Milletin çığlığına sağır,
Efendilerinin fısıltılarını dahi duyanlara karşı
Milletin sesi,
Anaların gözyaşı,
Çocukların çığlığı olarak buradayız.
Ve Bozkurtça haykırıyoruz:
ADALET YERİNİ BULSUN, İSTERSE KIYAMET KOPSUN!
YA ADALET YA KIYAMET!
Değerli dava arkadaşlarım;
Bir kez daha
Yargıya çağlar atlatacak(!)
Tüm sorunları
Sihirli bir değnek değmişçesine çözecek (!)
Bir yargı paketi ile karşı karşıyayız.
Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı iki şeyi çok seviyor.
Bir Kanun Hükmünde Kararnameler ve Cumhurbaşkanlığı Kararnameleri
İki, paketler.
İçine ne bulursa koyacağı
Yamalı bohça yönetim anlayışının
Adeta cisimleşmiş hali.
Ama bu pakette bazı önemli hususlar göze çarpıyor
Bunlardan ilki,
Vergi, resim, harç ve benzerleri alacakların
“yeniden değerleme” oranı ile ilgili.
Mevcut yasal düzenleme diyor ki;
Ortaya çıkan rakamın
“On lirayı aşmayan” kısımları dikkate alınmaz.
Yeni düzenlemeyle ne yapıyorlar?
“Bin lirayı aşmayan” kısmı dikkate alınmaz diye
Maddeyi değiştiriyorlar.
Peki bu ne demek?
Geçmişin on lirasının piyasadaki değeri,
Bugünün bin lirasına tekabül ediyor demek.
Yani yirmi yılda yüz kat artış,
Yüz kat fakirleşmek demek.
TÜİK’in sakladığını
İtiraf etmek demek.
Elbette iktidar,
Çağ atlatmaktan ziyade
Göz boyamakta mahir olduklarından dolayı
“Propaganda bakanlığı” eliyle
Küsuratları artık birler değil,
Yüzler basamağından siliyoruz diye
Bununla da övünebilir!
Dünün 10 lirası
Bugünün 1000 lirası
Manşet: “Türk lirası 100 kat değerlendi”
Saray beyleri!
Bu paket
Sizin ekonomik çöküşünüzü de
Gözler önüne seriyor,
Yalanlarınızı
Kanun maddesi haline getiriyor!
Pakette başka güzellikler(!) de var.
İktidar bu paketle,
Yargıda da vatandaşının sırtından para kazansın! demiş.
Hakaret suçunu “uzlaştırma” kapsamından çıkarılıp,
“Ön ödeme kapsamına” alıyorlar.
Bu ne demek biliyor musunuz?
Vatandaş yediği hakaretle kalacak,
Parayı devlet alacak.
Böylelikle
Vatandaş birbirine sövdükçe,
Vergimatik Mehmet
Ve tasarruftan muaf muktedirler de bir soluk,
Bir makam aracı daha alabilecek.
Sevgili trollerimiz,
Artık para VERGİMATİK’in havuzunda kalacak
Bir nevi “sövme vergisi” yani.
Peki başka neyi gösteriyor bu paket?
Hukuk tanımazlığı gösteriyor.
Anayasa Mahkemesi kararlarının
Devamlı surette çiğneme iradesini
Ve onları uygulamamak için
Nasıl takla atıldığını gösteriyor.
Hatırlayınız!
Baroları ele geçiremeyince
Bir düzenleme yapmışlar,
Paralel barolar kurmuşlardı.
O, “2 numaralı etiketin”
Parti devletinin il ve ilçe başkanlarına,
Vekillerine ve bakanlarına yaranabilmek dışında,
Bir getirisi daha olmalı, bir “duygusallığı” olmalı.
Ne yaptılar?
Dediler ki,
Adli yardım ödeneğinin yüzde kırkı,
O ildeki barolar arasında eşit olarak dağıtılır.
Kalanı da üye sayısına göre pay edilir.
Anayasa Mahkemesi bunu iptal etti
Yağmaya dur dedi.
Şimdi saray beyleri ne yapıyor?
Kırk olmadı madem,
Otuzu dağıtılsın diye yeni düzenleme yapıyor!
Yargı paketi adı altındaki,
Anayasa’yı yarma harekatları bununla bitmiyor.
Anayasa Mahkemesi,
1 Sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin,
Adalet müfettişleriyle ilgili olan düzenlenmesini iptal etmişti.
Yüksek mahkeme
“anayasa açık!”
Bunlar kanunla düzenlenir dedi.
Şimdi sarayın beyleri ne yapıyor?
Kanun değişikliği ile adalet müfettişlerinin çalışma yöntemleri,
Denetim, araştırma, inceleme
Ve soruşturmaların yapılmasına ilişkin usul ve esaslarının
Yönetmelikle düzenlenmesine imkân tanıyorlar.
Bu zeka ayakta alkışlanır.
Ve bu kurnazlığa ancak şapka çıkartılır!
Tabii ki bitmedi:
Anayasa Mahkemesi
Kadının kendi soyadını
Kullanma hakkının engellenmesi ile ilgili de
İptal kararı vermişti.
Sarayın beyleri diyor ki,
Sen bu kararı veremezsin.
Neden?
Aile bütünlüğüne zarar verir.
Çünkü çocuk,
Hangi soyadı kullanacağını bilemez.
Gerekçesi böyle vallahi.
Yahu Türk ailesinin bütünlüğüne,
Türk milletinin birliğine,
En onulmaz zararları veren sizsizin.
Medeni Kanun’da,
Nasıl ki erkeğin soyadı ile ilgili bir madde yoksa
Kadının soyadı ile ilgili bir madde de olmamalıdır.
Kadının soy ismiyle aile bütünlüğü bozulmaz.
Bozulursa sizin anti sosyal politikalarınızla bozulur,
Ekonomiyi yönetememenizle,
Kadına karşı şiddeti alenen teşvik etmenizle bozulur.
Çocuklarımızı
Merdiven altı tarikatların kucağına atmanızla,
Onlara sahip çıkmamanızla bozulur.
Kadınlarımızla ilgili asıl sorunu söyleyelim:
Mavi Gözlü Bozkurt
Mustafa Kemal Atatürk diyor ki;
“Yeryüzünde gördüğünüz her şey kadının eseridir”
Ülkemizde ise gün geçmiyor ki bir kadın cinayeti işlenmesin.
Son 7 ayda 218 kadın cinayeti işlendi.
Şiddetten kaçan birçok kadın,
Çantasındaki koruma kararı ile can verdi.
Caydırıcı olmayan cezalarla günü geçiştiren,
Ciddi hiçbir tedbir almayan,
Mevcut koruma tedbirlerini bile kaldırmaya teşebbüs eden zihniyet
Bu cinayetlere ortaktır.
Artık yeter!
Milletin kürsüsünden sesleniyorum:
Anayasayı delme manevralarından vazgeçin.
Asıl sorunlarımıza,
Bu ülkenin can yakan problemlerine kafa yorun.
Gelin kadın cinayetlerini sonlandırmak için el birliği ile çalışalım,
Göz göre göre devam eden bu vahşete son verelim.
Bir taraftan ‘Türkiye Yüzyılı’ndan bahsediyorsunuz,
Diğer taraftan,
21. yüzyıl Türkiye’sinde yaşanmaması gereken ne varsa
Yaşanmasına seyirci kalıyorsunuz.
Garabetlerinizden ve aymazlıklarınızdan yorulduk artık!
Değerli dava arkadaşlarım;
Bu paket bize başka ne gösteriyor?
İş bilmezliği,
Liyakatsiz kadrolarla
Kurumların içinin boşaltıldığını gösteriyor.
Nasıl mı?
Hukuk fakültesinden mezun olanların
Mesleğe adım atabilmeleri için
Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavı getirilmişti.
Görüyoruz ki,
Kimi dersleri unutmuşlar.
Bu niye yok diye sorulunca
Cevap da veremediler.
Şimdi,
Onları listeye ekliyorlar.
Başka şeyi de unuttuysak korkusuyla,
Bu sınavlarda sorulacak yeni alanlar eklenebilir diyerek
İşin içinden sıyrılmaya çalışıyorlar.
Aferin size!
DEDİK YA AK PARTİ
HEP BİR UNUTULUŞ HALİDİR.
Ama sonuç aynı.
Ne hukuk biliyorlar,
Ne anayasa tanıyorlar,
Ne de insanlıktan nasiplenmişler.
Anayasa Mahkemesi iptal mi etti!
Yap-boz olmasın, boz-yap olsun diyelim.
Aynısını geçirelim
O da mı olmadı,
Bir de böyle deneyelim.
Bu 9.yargı paketi filan değil.
Bu olsa olsa Anayasa’yı yarma harekatı eylem planıdır.
Ajandalarında kayıtlı olan tek şey var.
Hukuku kendilerine göre eğip bükmek,
Anayasa’yı efendilerine göre dizayn etmek.
Ama buna karşı
Ses çıkaranlar da var.
Adaletsizliğin bu ülkeyi
Kara bir bulut gibi sarmasına karşı
Dimdik duranlar da var.
İşte ortada bir aile var.
Evlatları,
Taşeron çakallar tarafından katledilmiş,
Babası da oğlunun acısına dayanamayıp göçmüş,
Ama dimdik duran bir aile var!
Yanlarında da BÜYÜK TÜRK MİLLETİ var!
Ne gam!
Bugünün yarını da yaşanacak…
Yani hesap bu dünyada bitmeyecek.
Ahireti ve mahşeri de olacak!
“Adalet kana boyandı,
Tarih yakanızdan sarılır bir gün.
Haksız kalem kıran o kanlı eller,
Mutlaka kökünden kırılır bir gün”
Aziz milletim!
Geçen hafta
Hayatımızın her alanındaki yangınlardan bahsetmiştik.
Adalet, ekonomi, kaçak nüfus yangınlarından…
Ve artık bu yangınlar,
Yapıyı çökertecek, yıkacak aşamadadır.
Bu yıkımdan payını alanların başında da
Emekliler geliyor.
Geçtiğimiz günlerde,
Bir sokak röportajında
Haklı isyanını dile getirirken
Bir emekli vatandaşımızın söylediği şu sözler,
Eğer halen iktidar koltuğunda olup da
Utanma duyguları kalanlar varsa
Onlar için tokat niteliğindedir.
“Emekli maaşım 9.500 TL, kiram 12.000 TL ve bize zam vermiyor.
Onkoloji hastasıyım; benim iyi beslenmem lazım.
Çantam boş… Hastaneye gidiyorsun sıra alamıyorsun;
Sıra buluyorsun tedavin tam olmuyor. İsyan ediyorum, ne istiyor bizden…”
Aynen böyle söylüyor emekli vatandaşımız.
Yıllarca çalıştıktan sonra
Huzurlu bir zaman geçirecekleri emeklilik günlerinde
İçine düşürüldükleri bu durum içler açısıdır.
Utanılasıdır.
İsyan edilesidir!
Milyonlarca emekli vatandaşımız
Geçtiğimiz hafta bir umut,
Hükümet yetkililerinden gelecek
Maaşlarında iyileştirme haberini beklediler.
Kendilerine söz verilen
Refah payını beklediler!
Ama Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı
Onları bir kez daha hayal kırıklığına uğratarak
Kalan umutlarını da yıktı.
Açıklanan enflasyon oranları ile
SSK ve Bağkur emeklisi vatandaşlarımız %24,73,
Memur emeklisi vatandaşlarımız ise
%19,73 oranında zam alacaklardır.
Bu ülkede enflasyon TÜİK rakamlarına göre bile yüzde 75.
İnsan utanır biraz!
Açıklanan bu oranlar, enflasyon oranının
Tarihi rekorlar kırdığı şu ortamda
Vatandaşlarımız ile resmen dalga geçmektir.
Bu arada,
Sanmayın ki her emekli ve çalışan
Bu komik oranlarda zam alabileceklerdir.
Bunu bile alamayacak olan
Milyonlarca çalışan ve emekli vatandaşımız vardır.
Bu oranlar,
Maaşı yüksek olan emekliler için geçerlidir.
“Kök aylığı” 8 binin altında olanlar ile
8 binin üstüne olanlar arasında,
Maaş zam oranının yansıması aynı olmayacaktır.
İşte bu da işin trajedi kısmıdır.
Örneğin,
Maaşı 9 bin lira olan emekli vatandaşımızın aylığı
Zamla birlikte yaklaşık 11 bin 224 liraya çıkacaktır.
Dolayısıyla
Düşük maaş alan emekli vatandaşımızın
Cebine yansıyacak oran
Ancak %13’dür.
Yani açıklanandan bile 10 puan eksiktir.
Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarının söylediği ile
Yaptığı arasında
Her zaman olduğu gibi dağlar kadar fark vardır.
Adalet ve Kalkınma Partisi demek, aldatmaca demektir.
Vatandaşına tuzak kurmak demektir.
AKP, iktidara geldiği günden beri
Durumu yıllar içerisinde iyileşmeyen
Sürekli kötüleşen grupların başında emekliler vardır.
Emekliler için yıkım planı
2008 yılında başlamıştır.
Ülkemizin sosyal güvenlik birimleri
Bağkur – SSK – Emekli Sandığı,
Sosyal Güvenlik Kurumu adı altında toplanmıştır.
2008’de
Sözde reform adı verilen değişiklikle
Emekli maaş hesaplama sistemi değiştirilmiştir.
2008 yılında söz konusu değişiklikler yapılmasa idi
TÜİK’in verileriyle bile
Bugün en düşük emekli maaşı 32 bin TL civarı olacaktı.
Saraydaki amiri Erdoğan gibi,
Bu utancın
Dünkü baş sorumlularından VergiMatik Mehmet,
Bugünkü utancın da sorumlusudur.
Emeklisine sahip çıkamayan bir devlet, devlet olamaz.
Bunu yapan iktidar da,
Bu işin altından kalkamaz.
Yaz mevsiminde, bir kilo domates bile
Alınamaz hale gelmiş bir Türkiye’de
O iktidarın meşruluğundan bahsedilemez.
O yüzden bu rezalet,
Bu yangın, bu yıkım,
Başladığı gibi bitecek;
Geldikleri gibi gideceklerdir!
Aziz milletim,
Değerli dava arkadaşlarım;
Hep söylediğimiz gibi,
Yangın ve yıkım her yerdedir.
Müfredat yıkımından sonra
Şimdi de yeni hedef,
Öğretmenlik meslek kanunu ile
Öğretmenlerimizdir.
Yeni hazırlanan ve meclis gündemine getirilen
Öğretmenlik meslek kanunu teklifi,
Yıllardır zıvanasından çıkardıkları
Öğretmenlik mesleğine son darbe planlarıdır.
Bu taslak,
Meslek kanunu değil,
“Öğretmenlere Mobbing Kanunudur”.
Meslek kanunu adı altında;
Ceza dayatmasıdır.
Öğretmen atamalarının tamamen
Saray ve tarikat kontrolü altına alınmasıdır.
Eğitim fakültelerinin kapatılması,
Paralel eğitim fakülteleri kurulması çabasıdır.
Özlük hakları ve mesleki saygınlık
Maalesef ayaklar altına alınmak istenmektedir.
Maaşlar ise zaten yerlerde sürünmektedir.
Üzülerek söylüyorum,
Can güvenliği dahi kalmamış öğretmenlerimizin haklarında
Ufacık bir iyileştirme yapmak yerine,
Tevhid-i tedrisata değil,
Tarikat tedrisatına bağlı müdür ve yöneticilerin
Keyfince at koşturacağı bir medrese düzeni istenmektedir.
Mesleğe girişteki mülakat inadı bir şekilde aşılırsa diye de,
Sürekli mülakatlarla yani sözde “Milli Eğitim Akademisiyle”
Milli eğitim kadrolarını bir partizan çöplüğü haline getirmeyi amaçlamaktadırlar.
Her konuşması ve eylemi ile
Gerek müsteşarlığı gerekse bakanlığı döneminde,
Eğitim camiasının nefretini kazanan bu Milli Eğitim Bakanı’nın
Altında imzası olan bir metinden, kime ne hayır gelecek ki?
Oldubittiye getirdiği
Eğitim-öğretim müfredatı nedir ki,
Öğretmenlik Meslek Kanunu ne olsun?
Bugün öğretmenlerimiz;
Liyakatsiz yönetici atamalarından,
Öğretmen ve öğrencileri
AKP mitinglerine götürmeyi de kapsayan
Particilik faaliyetlerinden,
Milli eğitim merkez kadrolarında
Tarikat ve cemaatlerin yuvalanmalarından,
Okulların, “proje okul” adı altında
İçinin boşaltılmasından,
Eğitimde fırsat eşitliğinin
Tamamen ortadan kaldırılmasından,
Türksüz, Cumhuriyetsiz,
Atatürksüz okul kitaplarından,
Okulların başta temizlik olmak üzere
Temel ihtiyaçlarının bile karşılanmamasından,
Ve mahkum edildikleri
Hayat standardından şikayetçidirler.
Özel okul öğretmenleri ise ayrı bir çile içerisinde
Adeta gündelikçiden az kazanarak,
Çocuklarımıza yol göstermeye çabalamaktadır.
Peki bu meseleler,
Kişiye özel kanunla
Bir gecede profesör ve rektör yapılan
Milli Eğitim Bakanı’nın
Umurunda mıdır?
Elbette değildir!
Çünkü kendisinin
Tüm kariyeri boyunca,
Tarikat, cemaat ve onlara bağlı vakıflar arasında
-Elbette kendi vakfını da unutmadan-
Ballı ihale ve fiyakalı makam dengesi kurmak dışında,
Ve sarayın gönlünü hoş etmek dışında
Hiçbir derdi olmadığını görüyoruz.
Bir milli eğitim bakanı değil,
“Genç fidanlarımızı eğip bükme bakanı” olduğunu biliyoruz.
Bu da Vergimatik Mehmet’in bir başka türü.
Biri ekonominin, diğeri ise milli eğitimin yıkım projesisin sorumlusu olarak
Yıkım görevini tamamlamaya çalışmaktadır.
Bu yıkım planına isyan eden öğretmenlerimizin hak arayışını,
Jopla, gazla, polisiye tedbirlerle bastırmaya kalkışacağınıza,
Öğretmenlerin sesine kulak verin.
Sayıları 1 milyona yaklaşan atanmayan öğretmenlerin dertlerine çare bulun.
Herkes bilsin ki;
Mesleklerinin itibarının kavgasını veren öğretmenlerimizin
Sonuna kadar yanlarında olacağız.
Öğretmenlerimiz de,
Öğrencilerimiz de,
Velilerimiz de merak etmesin.
Az kaldı…
Bu kabus da 20 sene önce başladığı yerde bitecektir.
Ve bunlar da geldikleri gibi gideceklerdir!
Aziz milletim;
Yarın, 11 Temmuz…
20. yüzyılın en büyük zulümlerinden,
8 bin 372 Müslüman Boşnak’ın 1995’te
Sırplar tarafından vahşice katledildiği
Srebrenitsa soykırımın yıldönümü.
Srebrenitsa,
2. Dünya Savaşı’ndan bu yana
Avrupa’da yaşanan en büyük soykırım olarak tarihe geçti.
Her fırsatta Türkleri zalim olmakla itham edenlerin,
Bozkurt görünce hezeyanlar yaşayanların
İkiyüzlülüklerinin de bir göstergesidir.
Acısı taze ve yaraları halen iyileşmemiş olan
Srebrenitsa soykırımında
Yaşamını yitiren tüm kardeşlerimizi
Bir kez daha rahmetle anıyorum.
Değerli dava arkadaşlarım;
Diplomasi,
En ufak hatayı dahi kaldıramayacak kadar
Hassas bir iştir.
Çok küçük hatalar, zayıflıklar ve yanlışlıklar,
Çok ağır bedeller ödetir, çok derin yaralar açarlar.
Çünkü bir devletin diplomasisi,
O devletin uluslararası arenadaki omurgası
Ve itibarı demektir.
Devletler sahnesinde
Egemenliğinin temsili demektir.
Yıllardır,
Erdoğan ve AK Parti iktidarı,
Bu omurgayı çatlatacak adımlar atarak,
Ülkemizin dış politikadaki itibarını zedelemiş,
Sözünü ve icraatını güvenilmez kılmış,
Türkiye’nin egemenlik haklarını
Bir ticaret ve pazarlık malzemesi yapmıştır.
Suriye iç savaşının başından bu yana
Bile istene yapılanlar ve zikzaklı politikalar
Bunun en bariz örnekleridir.
Geçtiğimiz hafta dile getirdik;
"Kardeşim Esad"dan, "Zalim Esed"e;
"Zalim Esed"den, "Sayın Esed"e olan süreci eleştirdik.
Emevi Camii’nde kılacağı namazı kazaya bırakan Erdoğan,
Bu hafta da,
"Biz dün Suriye ile düşman değildik.
Esad ile ailece görüşüyorduk.
Esad’a her an davet gönderebiliriz" diyor.
Suriye iç savaşının üzerinden 13 yıl,
Suriye’nin kuzeyinde PKK/YPG’nin
Sözde kantonlar ilan etmesinin üzerinden 12 yıl geçtikten sonra,
Nihayet Sayın Erdoğan, Beşar Esad’la görüşecek.
Biz bu daveti,
Türkiye’nin ulusal çıkarlarına son derece uygun,
Fakat oldukça geç kalınmış bir adım olarak görüyoruz.
Maalesef bu geç kalınmışlık,
Bir tedavi geç kalınmışlığı değildir.
Ortada artık ağır bir hasta değil,
Adeta bir ceset vardır.
Merakımız,
13 yıllık bu gecikmenin
Meydana getirdiği ağır tahribatın nasıl giderileceği,
Bu cenazenin nasıl kaldırılacağıdır.
Türkiye, iktidarın hezeyan ve saplantıları sebebiyle
İç savaşın tarafı olmak yerine,
Esad ve muhalifleri arasında arabulucu olsaydı;
Milyarlarca dolar ülkemizde kalacak,
Yüz binlerce gencimiz iş sahibi olacak,
10 milyonun üzerinde sığınmacı ve kaçak
Vatanımızda cirit atamayacaktı.
Suriye kaynaklı terör eylemleri vuku bulamayacak,
O kadar insanımız bombalarla ölmeyecek
O kadar askerimiz şehit olmayacaktı.
Sınırlarımızın güneyinde
Bir PKKistan tehlikesi ortaya çıkmayacaktı.
Sayın Erdoğan,
Yıllarca çözüme direndiniz,
Uyardık dinlemediniz,
Söyledik anlamadınız.
Yeşil çuha serili
Bir kahve masasında bile
Yapılmayan hamaseti
İcra makamının tek sahibi olarak siz yaptınız.
Bu sırada
Domatesin, biberin
Taneyle alınır hale geldiği,
Etin, peynirin ise zaten
Zengin yemeği haline geldiği ülkemizde,
“Afganlar giderse tarım biter” diyen utanmazlara
Bakanlık verdiniz, makamlar dağıttınız.
Avrupalıların,
Sığınmacılar için verdiği
Üç kuruş para tatlı gelmiş olacak ki,
Bu tehditleri görmezden gelerek
Türkiye’yi Avrupa’nın hendek ülkesi haline getirdiniz.
Şimdi de kalkmış,
Esad’la görüşebilirim diyorsunuz.
Sayın Erdoğan,
Madem görüşecektiniz,
Türk milletine
Ve Türkiye Cumhuriyeti’ne
Hangi akla hizmet bu külfeti çektirdiniz?
Batıdaki sözde açıktan hasım,
Hakikatte ise gizli ve yakın dostlarınıza
Geri kabul anlaşmasını
Bugüne kadar niçin bir mesele yapmadınız?
Buradan hükümete soruyoruz:
Esad ile anlaşmak için bir stratejiniz,
Bir planınız var mı?
Yani, “dostum, arkadaşım, kankam” sözleri ve “şahsım devleti” hülyanız değil,
Gerçek bir devlet politikanız var mı?
Cevabı elbette biliyoruz, YOK!
Görüşmede Esad’a
Güney sınırlarımızda kurulması planlanan
PKK devletini ortadan kaldırmak için
Bir iş birliği teklif edilecek midir?
Sığınmacı ve kaçaklar meselesinde
Beşar Esad’a yönelteceğiniz
Somut bir çözüm takvimi mevcut mudur?
Cevabı maalesef biliyoruz, YOK!
Her ne şartta olursa olsun,
Suriyeli sığınmacılar ülkelerine dönmelidir.
Her ne kadar Basra harap olmuş olsa da;
Geride bize kalan kadim bir vatan,
İş sahibi olmayı bekleyen milyonlarca vatandaşımız,
Parkta, sokakta, otobüste
Rahatça gezmek isteyen çocuklarımız ve gençlerimiz vardır.
En önemlisi de
Tamir edilmeyi bekleyen bir ulus kimliğimiz vardır.
Milli gururumuz vardır.
Mevcut hükümetten beklentimiz,
Yanlışta ısrarcı olmamaları
Ve Esad’la görüşmede
Somut bir eylem planı ortaya çıkarmalarıdır.
Aksi halde,
Son 13 yılda yapılan yanlışlara bir yenisi daha eklenecek,
Olası çözüm fırsatı bir kez daha ıskalanmış olacaktır.
Türkiye’de planlı geri dönüşü içeren tek siyasi belge olan
İYİ Parti’nin Milli Göç Doktrininde,
Suriye Devleti ile anlaşarak geri dönüşü sağlamak,
İlk ve en güçlü seçenek olarak ortaya konmuştur.
Çağrımızı yineliyorum:
Gündelik hesaplarla,
3. sınıf Latin Amerika Ülkelerinin
Maşallah kuşaklı devlet başkanları gibi,
Utanılası konvoylarla
Yabancı ülke başkentlerinde
Havalı pozlar vererek
Kaçak sorununu çözemez, yıkım planını durduramazsınız.
Haftaya yıldönümü olacak hain 15 Temmuz kalkışmasında
Türk milleti devletini,
Sizin basiretsizliğiniz ve kabile kafanız sebebiyle
Sokaklardan toplamıştı.
Milletin, devletini
Yine sokaktan toplamak zorunda kalmaması için,
10 milyonu aşkın sığınmacı ve kaçakla yürüyen
Bu yıkım sürecini durdurmanın yolu ve adresi bellidir:
Yeri Milli Meclis,
Yöntemi, milli mutabakattır.
Dostum falanca, katil filancaya dayalı
“şahıs siyasetiniz” yerine, “devlet siyaseti” yürütmektir.
Yıllara yayılacak bir görüşme trafiği,
Ve sözde bir geri gönderme planı ile
Bu milletin karşısına tekrar çıkmaya çalışmayın.
Yapmayın!
Çünkü bu yangın
Her şeyi yakmaya muktedirdir.
Tarih şuurundan mahrum aklınızla,
13 yıl sonra ancak fark ettiğiniz
Freni patlak iktidar kamyonunuzun
Geri vitesine bakarken,
Hileli zarlar atmaya kalkışmayın.
Bu milletin kaderiyle kumar oynamayın.
Bedeli herkes için,
Başta da sizin için,
Çok ama çok ağır olur!
Sizi bir kere daha meseleleri doğru anlamaya ve yorumlamaya
Ve çözüm için devlet aklıyla hareket etmeye davet ediyorum.
Aziz milletim,
Değerli dava arkadaşlarım;
Bugün devleti yönetirken,
Yarın görev almayı planladığı holdingi düşünerek,
Patronlarına kamu malını peşkeş çeken,
Hırsızlığı olağan, miktarını ise övünç sebebi yapanların
Yağma döneminin artık sonuna geliyoruz.
Türk milleti ile Türk devleti arasındaki
Rant duvarlarının yıkılacağı gün yakındır.
İşte o gün bu meclis
Bir kere daha toplanacak,
Kut bir kere daha ehline verilecektir.
Çünkü burası,
Duvarlarında, “Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir” yazan yerdir.
Çünkü burası,
Milli egemenlik haklarını ve istiklalini,
İşgalcilerden ve işbirlikçilerden
Söke söke almış bir milletin evidir.
Türk’ün Kut’u buradadır.
İşte biz bu KUT’un neferleriyiz.
İçeride de, dışarıda da
Egemenlik haklarına dokundurtmayan
Kimsenin egemenliğinde de gözü olmayanlarız.
Vatanını, toprağını ekerek,
İnsanını, doğasını severek,
Tarihinden, kültüründen, değerlerinden
Gurur ve mutluluk duyanlarız.
Fakirlikte değil, zenginlikte
Kederde değil, mutlulukta
Taassupta değil, hürriyette eşitlikte ve adalette arayanlarız.
Biz iyileriz!
Kut’un güneşi neredeyse
Bizler de oradayız!
Hiç kimse umudunu yitirmesin.
Yarınlar mutlaka bizimdir.
Bu milletin tek gerçek umudu ve çaresi biziz.
Sevdası Türkiye, kaygısı Türk milletinin geleceği olan herkesi,
Ülküsü ve ülkesi için göreve çağırıyor,
HAYDİ GÖREVE diyorum!
Köhnemiş bir düzen var, YIKACAĞIZ!
Kurulmuş tuzaklar var, BOZACAĞIZ!
Koyulmuş engeller var, AŞACAĞIZ!
Verilmiş sözümüz var;
BAŞARACAĞIZ,
BAŞARACAĞIZ,
BAŞARACAĞIZ!
Hepinizi saygılarımla selamlıyor, yüce Allah’a emanet ediyorum.