Grup Konuşmaları
‘’Bize yeni anayasadan önce nüfus yasası gerekiyor”
Genel Başkanımız Sayın Müsavat Dervişoğlu; 5,3’lük doğum oranıyla 10 milyondan fazla sığınmacı ve kaçağın Türkiye’de kalıcı hale gelmesi durumunda, sayılarının önümüzdeki 10 yıl içinde 20 milyona yaklaşacağını söyledi.
"Artık sorun sadece dışarıdan gelenler değil, gelip burada üreyenler ve türeyenlerdir" diyen Genel Başkanımız; “İYİ Parti olarak tüm siyasi partilere, tüm sivil toplum kuruluşlarına bir çağrıda bulunuyorum: Türkiye’nin ve Türk milletinin geleceği için bu varoluşsal milli güvenlik tehdidine karşı ortak bir akıl ve ortak çözüm önerileri ile müşterek bir zeminde bir araya gelelim. Çünkü bize yeni bir Anayasa’dan önce, devlet ve millet arasında bir sözleşme olan Anayasa’nın, hangi millet için geçerli olduğunu belirleyen bir nüfus yasası gerekmektedir!" dedi.
Genel Başkanımız Sayın Müsavat Dervişoğlu, 26 Haziran Çarşamba günü partimizin TBMM grup toplantısında konuştu.
Mardin’in Mazıdağı ve Diyarbakır’ın Çınar ilçelerinde yaşanan yangın felaketleri ardından Tarım Politikaları Başkanımız Kadir Ulusoy ve Mardin İl Başkanımız Süleyman Akar öncülüğündeki heyetin bölgeye giderek incelemelerde bulunduğunu hatırlatan Genel Başkanımız; "1700’e yakın hayvanın telef olduğu, 60 bin dekar tarım arazisinin yandığı bu yangında, 2024 yılında Mardin Devlet Hastanesi'nde yanık ünitesi olmadığı da ortaya çıkmıştır. Yaralılar önce Kızıltepe’ye sonra da Diyarbakır’a taşınarak, büyük bir zaman kaybı yaşanmıştır. Yangından etkilenen köylerimizin; ‘Afet Bölgesi’ kapsamına alınması, zararların tespit ve tazmini, Mardin Devlet Hastanesi'nin yetersizlikleri hakkında Meclis Grubumuz tarafından gerekli teklif ve önergeler verilmiş, süreç tarafımızca titizlikle takip edilmektedir" dedi.
"VERGİMATİK MEHMET"
Vergi düzenlemesi çalışması üzerinden "Vergimatik Mehmet" dediği Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'e yüklenen Genel Başkanımız; "O ışıltılı gözlerin sahibi Nurettin Nebati’yi anacağımız, saray damadına üzüleceğimiz hayatta aklımızdan geçmezdi. Sayın Şimşek, sağ olsun daha tasarruf tedbirleri genelgesinin mürekkebi bile kurumadan jet hızıyla vergi cebirleri genelgesine geçmeye karar verdi. Malum Londra ve Ankara arasında jetle uçmayı pek sever kendileri. Ancak Sayın Bakanın, tıpkı diğer icraatlarında ve paketlerinde olduğu gibi, bu yenisinden de ne çıkacağı belli değil. Âdeta milli piyango gibi! Daha ziyade gayrı millî piyango." şeklinde konuştu.
Yurt dışına çıkış harcına yapılması planlanan zam oranına işaret eden Genel Bakanımız; "Yurt dışına çıkış harcını neredeyse yurt dışına gidiş-geliş uçak biletine eş değer hâle getiren bu düzenleme ile elde edileceği varsayılan 12.5 milyar TL nerede kullanılacaktır? Emekliye, işsizlere yani milletimize mi harcanacaktır? Yoksa doymak bilmeyen yandaşlarınıza mı dağıtılacaktır? Ülkedeki kaçaklara destek fonuna mı dönüşecektir?" diye sordu.
Tasarruf tedbirleri üzerinden da Bakan Şimşek’e tepki gösteren Genel Başkanımız; “Ne oldu o iş Sayın Şimşek? O son model, 3 kollu yıldız armalı lüks aracınız o paketten önce mi alınmıştı yoksa sonra mı açıklar mısınız?” sorusunu yöneltti.
“TASARRUF ETMESİ GEREKEN TEK KİŞİ ERDOĞAN”
Cumhurbaşkanlığı makamının, Mayıs 2023’teki 316 milyon 831 bin liralık harcamasının Mayıs 2024’te yüzde 265 artışla 1 milyar 158 milyon 804 bin liraya yükseldiğine vurgu yapan Genel Başkanımız; "Ama Mehmet Şimşek’e göre tasarruf edilecekse, Hazine'ye gelir yaratılacaksa kalın camlı gözlüklerinin arkasından gözlerini çevirdiği yer: Milletin kamburlaşmış sırtıdır. Milletimizin artık verebileceği herhangi bir varlığı, sırtlanabileceği fazladan bir yükü kaldırabilecek dermanı kalmamıştır. Bu ülkede öncelikle tasarruf etmesi gereken tek bir kişi vardır: O da Recep Tayyip Erdoğan’dır." değerlendirmesini yaptı.
“BU DEVLETİ ÇÖKERTEMEYECEKSİNİZ SARAY BEYLERİ”
İbni Haldun'un; "Unutmayalım; bir devlet çökerken vergiler yüksek gelirler düşük olur" şeklindeki sözlerini hatırlatan Genel Başkanımız; "Bu devleti çökertemeyeceksiniz saray beyleri! Bu millet saltanatınıza diz çökmeyecektir! Çünkü karşınızda biz varız; iyiler var, cesurlar var. 50 asırlık tarihi ve 3000 yıllık devlet geleneğiyle Türk milleti var!” ifadesini kullandı.
“SAYIN ERDOĞAN’I UYARIYORUM!”
"Hükûmet ve Cumhurbaşkanı, Temmuz 2023’te çalışanlara refah payı adı altında 8.077,00 TL ek ödeme yapmaya başlayıp emeklilere bu parayı vermemekle çok açık bir şekilde Anayasa'yı çiğnemiştir" diyen Genel Başkanımız; "Tam bir yıldır; ha bugün ha yarın denilerek emeklilerimizin yasal alacakları ertelenmiş ve kendileriyle düpedüz alay edilmiştir. Buradan Sayın Erdoğan’ı uyarıyorum: Hükûmet, her bir emeklimize geçen bir yıl için 96.824 TL borçludur. Ayrıca Temmuz ayından itibaren de 8.077 TL refah payı vermek zorundadır. Herkes iyi bilsin ki emeklilerimiz sahipsiz değildir. İYİ Parti onların haklarını sonuna kadar savunacaktır” dedi.
Salondaki emeklilerin sloganlarına sessiz kalamayan Genel Başkanımız; “Emekliler o kadar dertli ki ozana dönmüşler. Bu kadar besteyi ancak dert sahibi ozanlar yapar” diye ekledi.
“TÜRKİYE DEMOGRAFİK BİR DÖNÜŞÜME TESLİM KALACAK!”
10 milyondan fazla sığınmacı ve kaçağın yüzde 5,3’lük doğum oranıyla Türkiye’de kalıcı hale gelmesi durumunda, sayılarının önümüzdeki 10 yıl içinde 20 milyona yaklaşacağını belirten Genel Başkanımız; "Eğer kaçaklar acilen ülkelerine geri gönderilmeye başlanmazsa, bunun için de Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği ve Suriye hükümetiyle bir iş birliğine gidilmezse, 2053 yılına geldiğimiz zaman Türkiye’nin- illeri ilçeleri, mahalleleri, kentleri, köyleri ve sahil şeritleri demografik bir dönüşüme ilelebet teslim kalacaktır." değerlendirmesinde bulundu.
“BİZE YENİ ANAYASADAN ÖNCE NÜFUS YASASI GEREKİYOR”
Tüm siyasi partilere ve sivil toplum kuruluşlarına çağrıda bulunan Genel Başkanımız; "Türkiye’nin ve Türk milletinin geleceği için bu varoluşsal millî güvenlik tehdidine karşı ortak bir akıl ve ortak çözüm önerileri ile müşterek bir zeminde bir araya gelelim. Çünkü bize yeni bir Anayasa’dan önce, devlet ve millet arasında bir sözleşme olan Anayasa’nın hangi millet için geçerli olduğunu belirleyen bir nüfus yasası gerekmektedir! Sözde yeni anayasa, normalleşme ve yumuşama turları, günahkâr ve riyakâr iktidarın bir kere daha meşrulaştırılması, onun gafletine ortak çıkılması değil; bu ülkenin, devletin ve vatanın kimin olduğunun bir kere daha gösterilmesi gerekmektedir!" dedi.
“BURADA HEDEF ALINAN LOZAN’DIR”
Fatih Kaymakamlığına bağlı bir azınlık kilisesi yöneticisinin, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın da bulunduğu toplantıya bir devlet başkanı gibi katılıp imza atması ile yeniden gündeme gelen Heybeliada Ruhban Okulu'nun açılmasına değinen Genel Başkanımız; "Lozan ile siyasi ve idari faaliyetlerine son verilerek sadece dini vecibelerine izin verilen patrikhanenin ekümenik sıfatını kullanmasına iktidarı süresince ‘One Minute’ diyemeyen Sayın Erdoğan sana sesleniyorum: Bil ki adalet timsali olan ve senin dilinden düşürmediğin ecdad da patrikhaneye ekümeniklik yetkisi vermemiştir! Yetkisini Osmanlı toprakları ile sınırlandırmıştır. Kaldı ki sen iktidara gelene kadar, Cumhuriyetimizin milli devlet politikası kapsamında sıkı bir denetime tabi tutulan patrikhanenin şımarık tavırlarına asla izin verilmemiştir! Sen ise şimdi kalkmış, müfredatını, eğitim-öğretim dilini, öğrenci ve öğretmenlerini seçemediği için Anayasamıza bağlılığı reddeden, Heybeliada Ruhban Okulu’nu kendi elleriyle kapayan Fener Rum Patrikhanesi'nin ruhbanlık hayallerinin peşinden gidiyorsun. Herkes aklını başına devşirsin. Bu mesele sıradan bir mesele değildir. Al imamı, ver papazı meselesi hiç değildir. Burada hedef alınan Lozan’dır. Hedef tahtasına koyulup, yok edilmek istenen de Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve büyük Türk milletidir." ifadesini kullandı.
‘’ÜÇÜNCÜ DÜNYA SAVAŞI TEHLİKESİNDEN DEĞİL, TÜRK’E EKLEMEYİ HAYAL ETTİĞİNİZ İYELİKTEN ENDİŞE DUYUN’’
Genel Başkanımız konuşmasını şu sözlerle tamamladı:
"Siz saray beyleri! Üçüncü dünya savaşı tehlikesinden değil, Türk’e eklemeyi hayal ettiğiniz iyelikten endişe duyun. Türkiyelilik hezeyanlarınıza Türk’ün göstereceği tepkiden korkun. Çünkü hiçbiriniz o zaman, Türk’ün kasırgasını durduramazsınız! Türk milleti büyüktür, Türkiye Cumhuriyeti büyüktür. Türk milleti, bu coğrafya üzerinde kurduğu bu büyük devleti binlerce yıldır yaşatmaya muvaffak olmuş büyük bir cesaret abidesidir. Türk milleti ile oyun oynamaya kalkışanlara sesleniyorum; bir gün gelecek ve bu yaptıklarınızın hesabını bu millete elbette vereceksiniz. Bu büyük millet de 'Ne mutlu Türküm' ifadesini sonsuza kadar söylemeye devam edecek.’’
Grup Konuşmasının Tamamı:
Sayın milletvekilleri,
Saygıdeğer misafirler,
Hepsi birbirinden kıymetli aziz dava arkadaşlarım,
Sevgili gençler ve basınımızın güzide temsilcileri,
Hepinizi en içten duygularımla,
Sevgi saygı ve muhabbetle selamlıyorum.
Haftalık grup toplantımıza hoş geldiniz, sefalar getirdiniz.
Geçtiğimiz hafta;
Mardin Mazıdağı ve Diyarbakır Çınar’da yaşanan
Yangın felaketinde hayatlarını kaybeden;
Yücebağ Köyümüzdeki 10,
Köksalan Köyümüzdeki 2,
Ve Yazçiçeği Köyümüzdeki 3 vatandaşımıza Allah’tan rahmet,
Kederli ailelerine ve milletimize de başsağlığı diliyorum.
Olayın hemen akabinde,
Partimiz tarafından bir heyet görevlendirilerek bölgeye gönderilmiş,
Tarım Politikaları Başkanımız Sayın Kadir Ulusoy
Ve Mardin İl Başkanımız Sayın Süleyman Akar öncülüğünde,
Aileler ziyaret edilmiş, acılar paylaşılmış,
Gerekli incelemeler yapılarak hazırlanan rapor genel merkezimize ulaşmıştır.
Emeği geçen dava arkadaşlarımıza teşekkür ediyorum.
1700’e yakın hayvanın telef olduğu,
60.000 dekar tarım arazisinin yandığı bu yangında,
2024 yılında Mardin Devlet Hastanesi’nde yanık ünitesi olmadığı da ortaya çıkmıştır.
Yaralılar önce Kızıltepe’ye sonra da Diyarbakır’a taşınarak,
Büyük bir zaman kaybı yaşanmıştır.
Yangından etkilenen köylerimizin;
“Afet Bölgesi” kapsamına alınması,
Zararların tespit ve tazmini,
Mardin Devlet Hastanesi’nin yetersizlikleri hakkında,
Meclis Grubumuz tarafından gerekli teklif ve önergeler verilmiş
Süreç tarafımızca titizlikle takip edilmektedir.
Değerli dava arkadaşlarım;
İşbaşındaki iktidar,
Adı Adalet ve Kalkınma Partisi olsa da,
Her icraatı ile “adalet yoksunu ve kalkınma düşmanı” olmaya,
Zengini daha çok zengin,
Fakiri daha da çok fakir yapmaya var gücü ile devam etmektedir.
Mayıs 2023 seçimlerinden itibaren,
Dikkatle ve esefle “mış gibi” yapılan
Ekonomi politikalarını takip ediyoruz.
Acaba diyoruz;
Eylemlerinin ve söylemlerinin odak noktasına,
Ücretli çalışanları,
Emeklileri,
İş arayan gençleri,
Kamu emekçilerini koyarlar mı?
Hakça bölüşülen,
İnsanca yaşanan bir düzenin oluşmasına
Vesile olurlar mı?
Bir kesimin değil,
Herkesin refahını arttırmayı amaç edinirler mi? diye
Merakla bekliyoruz.
Ama devri iktidarlarında
Vatandaş hep hüsranla karşılaşıyor.
Artık millet olarak
Beklentilerimizi en alt seviyeye indirdik,
Artık bırakın bir şeyleri kazanabilmeyi,
Elimizdekini kaybetmiyorsak
Kendimizi şanslı sayıyoruz.
Gelinen noktada milletimiz
Endişe içerisindedir.
Çünkü DÜN nefretleriyle
YARINLARIMIZI finans kuruluşlarına
İpotek eden yeteneksizler,
Milletimizin bugününe de el koymuşlardır!
Peki nedir milletimizin endişesi?
“Bir zamanlar her sabah bayrak önünde,
Varlığımızı varlığına armağan ettiğimize and içtiğimiz vatanımızın,
Rantçı ve doymaz bir çete tarafından ele geçirilmesi sonucu,
Elde kalan son 3-5 kuruşla
Kendimizi ve ülkemizi nasıl koruruz” endişesidir.
Ve bu endişe içerisinde,
AKP iktidarından öğrendiğimiz tek bir şey vardır:
O da “atasözlerinin” ne kadar doğru,
Ne kadar anlamlı olduğudur.
Bugüne kadar,
Cumhurbaşkanı’nın atadığı her bakan,
“Gelen Gideni Aratır” atasözünün
Ne kadar doğru ve anlamlı olduğunu göstermiştir.
Saray damadı bakan en son,
Dolar 10 lira olacak diyenlerle dalga geçiyordu,
Doların 33 lira olduğu bu günleri önceden görmüş olsa gerek,
Görevden affını isteyip,
Yerine gözlerdeki ışıltı ile ekonomiyi nurlandıran
Nurettin Nebati gelince,
O gideni bile arar olmuştuk.
Ekonomiye güven yerine ışıltı veren Nebati’den
Daha kötü bir dönem olamaz diye
Kendimizi avuturken de,
Cumhuriyet Türkiye’sinin bakanı değil,
Uluslararası para baronlarının mümessili gibi çalışan
Hazine ve Maliye Bakanı Şimşek
Vergimatik Mehmet geldi.
Çünkü gelen o kadar kötü,
Milletimize karşı da o kadar acımasız ki,
O ışıltılı gözlerin sahibi, Nurettin Nebati’yi anacağımız,
Saray damadına üzüleceğimiz hayatta aklımıza gelmezdi…
Sayın Şimşek, “sağ olsun”
Daha “tasarruf tedbirleri” genelgesinin
Mürekkebi bile kurumadan,
Jet hızıyla,
Vergi cebirleri genelgesine geçmeye karar verdi.
Malum Londra ve Ankara arasında
Jetle uçmayı pek sever kendileri...
Ancak Sayın Bakanın,
Tıpkı diğer icraatlarında ve “paketlerinde” olduğu gibi
Bu yenisinden de ne çıkacağı belli değil!
Adeta milli piyango gibi!
Daha ziyade “gayrımilli piyango”.
Vergi düzenlemesinin ne olacağı,
Kamu hazinesine ne kadar katkı sunacağı gibi
Asıl soruların cevapları,
Milletimizle dalga geçer bir şekilde
İletişim Başkanlığı’nın nabız ölçümlerine göre belirleniyor.
Ben kendilerine,
Bu yaratıcı propaganda süreçleriyle
Kamuoyunun nabzını ölçmek yerine,
Sokaktaki vatandaşın
Bir kereliğine olsun
Sabrını ölçmelerini tavsiye ediyorum!
Vatandaşla dalga geçen cin fikirlerin
En son örneğini,
Arttırılmak istenen
“Yurt Dışına Çıkış Harcı Tutarında” görüyoruz!
Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın
Resmi açıklamasına göre
150 TL olan ilgili harç tutarı 3.000 TL’ye
Yani 20 katına çıkarılmak istenmektedir.
Böylece devletin kasasına da
12.5 milyar TL ek gelir oluşturulacağı iddia edilmektedir.
Eğer bu olmazsa da 1.500 TL ye çıkarılmak istenmektedir.
Milletimizin aklı ile alay eden
Söz konusu bakanlık açıklamasını görünce,
Şu soruları sormak
Boynumuzun borcu haline gelmektedir.
Soru bir:
Yurt dışına çıkış harcını,
Neredeyse yurt dışına gidiş-geliş uçak biletine
Eş değer hale getiren bu düzenleme ile,
Elde edileceği varsayılan 12.5 milyar TL
Nerede kullanılacaktır?
Emekliye, işsizlere yani milletimize mi harcanacaktır?
Yoksa doymak bilmeyen yandaşlarınıza mı dağıtılacaktır?
Ülkedeki kaçaklara destek fonuna mı dönüşecektir?
Soru İki:
İddia ettiğiniz 12.5 milyar TL
Sizin için önemli bir gelir ise,
2023 yılında affedilen
188 milyar TL tutarındaki
“Yatırım fonu ortaklıkları kazanç vergisi” ile
Ve yine affedilen,
119 milyar TL tutarındaki
“Menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası gelir vergisini”
Nasıl açıklayacaksınız?
Soru üç:
Vergi sisteminde
Adaletli davranmayarak,
Acımasızca daha çok vergi koyarak,
Milletimizin iliklerine kadar yaşadığı ekonomik krizi
Nasıl sona erdirmeyi planlıyorsunuz?
Soru dört:
Pasaport harç bedeli
Ve defter bedeli adı altında alınan
Ücretlerin karşılığında,
Bu ülke pasaportuna nasıl hizmet ediyorsunuz da,
Bir de yurt dışı çıkış bedeli diye
Köprüyü geçen mi? geçmeyen mi? misali
Deli dumrul vergisi istiyorsunuz?
Sahi
Bir de tasarruf tedbirleri demiştiniz.
Ne oldu o iş Sn. Şimşek?
O son model, 3 kollu yıldız armalı lüks aracınız
O paketten önce mi alınmıştı yoksa sonra mı açıklar mısınız?
Tasarruf deyince,
Ay yıldızlı formayı terletenlerin gölgesine sığınıp,
Başka tasarruf örnekleri sergileyen gruplar da var!
“İtibardan Tasarruf” olmaz diyen Cumhurbaşkanı’nı
Örnek alan bu grup,
Türkiye Futbol Federasyonu’nun
Birtakım sözde temsilcileridir.
Ülkemizin itibarını düşündüklerinden,
Almanya bizi kıskanıyor dedirtmek için olsa gerek,
Avrupa Futbol Şampiyonası’na
En çok misafir götüren “bizim” federasyon olmuştur.
Fransa 27, İsviçre 14, İspanya 40,
Portekiz 33 misafir götürürken,
“Bizimkiler” TAM 613 MİSAFİR” götürmüştür.
Başta Gençlik ve Spor Bakanı olmak üzere,
Hiçbir iktidar temsilcisi de bu aymazlığa dur diyememiştir.
Çünkü içlerinde
Hemşerileri vardır,
Yeğenleri vardır,
Çoluk, çocukları vardır!
Bu arada!
Turnuvaya katılan 24 ülkeden
23’ünün vatandaşları
Herhangi bir vize almadan rahat rahat Almanya’ya giderek
Futbolun tadını çıkarabiliyorken,
Sadece Türk vatandaşları vizeye gereksinim duymaktadır!
Ve pasaportunun itibarı kalmamışken,
Vergimatik Mehmet,
Brics toplantılarında
Etrafına gülücük saçmaktadır!
Yerli ve milli namına
İçinde hiçbir şey kalmamış iktidarın bakanı!
Saraydaki patronunuzun bir zamanlar,
“paranız yoksa borç verelim deyip”
Racon kesme rolleri yaptığı IMF’nin,
İnsan cismindeki timsali gibisiniz.
Bu da partinizin
Milletimize son hizmeti olsa gerek!
IMF ile stand-by anlaşması devri bitti!
Şimdi devir, Bay-Şimşek devri
Çarşıda gök gürültülü sağanak yağış
Mutfaklarda fırtına…
Biraz insaf ve insaniyet Sn. stand-by-şimşek!
Biraz milletimizin arasında yaşamak
Ve milletimizin derdini görmek için gayret!
Milletimizin sırtına binerek,
Cebindekine,
Boğazındakine göz dikerek
Ne hazineye gelir elde edebilirsiniz,
Ne de kamuda tasarruf edebilirsiniz.
Mayıs/2023’te,
316 milyon 831 bin lira harcayan Cumhurbaşkanlığı makamı
Mayıs 2024’te 1 Milyar 158 milyon 804 bin harcadı.
Yani 1 yılda tam %265 oranında artış.
Ama Mehmet Şimşek’e göre
Tasarruf edilecekse,
Hazine’ye gelir yaratılacaksa,
Kalın camlı gözlüklerinin arkasından
Gözlerini çevirdiği yer:
Milletin kamburlaşmış sırtıdır!
Milletimizin artık,
Verebileceği herhangi bir varlığı,
Sırtlanabileceği fazladan bir yükü
Kaldırabilecek dermanı kalmamıştır.
Bu ülkede
Öncelikle tasarruf etmesi gereken
Tek bir kişi vardır:
O da Recep Tayyip ERDOĞAN’dır.
Sayın Cumhurbaşkanı;
Kendisinin ve makamının harcamalarını kestiği gün
Milletimizin tasarruf etmesine gerek kalmayacaktır.
Sayın Erdoğan ve avanesi;
Bu ülkeyi ve insanını,
Bir grup rantçının,
Kupon arazi ve ihale peşinde koşan bir grup simsarın
Ve uluslararası tefecilerin eline düşürmüştür.
Sayın Erdoğan,
Söz konusu grupları korumak ve kollamak için,
Yüzbinlerce emekliyi, ücretliyi
Tek bir saniye düşünmeden
Feda edebilmektedir.
Zat-ı devletlerinin devri iktidarlarında
Milletimizi rahmetli Kemal Sunal’ın
“Orta Direk Şaban” filmindeki gibi
Zam ile yaşamaya mahkum etmektedir.
Peynir çoktan bitmiştir,
Zeytinse artık müzeliktir!
Köftelik olacak bayat ekmek
Kıymayı unuttuğundan,
Mutfağın Mona Lisa’sı gibidir.
Maaş zammından bahseden yoktur ama
Zamlı etiketlerin değişmediği,
Vergi artış oranının konuşulmadığı,
Bir gün dahi yoktur…
Orhan Veli’nin
Bedava yaşıyoruz şiirine nazire yaparcasına
Vergisiz yaşamadığımız bir gün yoktur.
Hava vergiyle, su vergiyle,
Hürriyet hala kelle fiyatınadır.
Size bir hatırlatma yapayım Saray beyleri!
İbni Haldun şöyle der:
“Olgunluk döneminde artan bolluk ve zenginlik,
Devletin lüks, gereksiz ve gösterişe dönük harcamalar yapmasına yol açmakta,
Bu da vergi gelirlerinin,
Kamu harcamalarını karşılayamaz hale gelmesine sebep olmaktadır.
Devlet yöneticilerinin,
Gereksiz ve lüks harcamalarını terk etmeyerek,
Bunun yerine üreticileri ağır vergi yüküne maruz bırakması,
Vergi mükelleflerini çalışmaktan ve üretmekten vazgeçirecek,
Ve hatta mükellefler ellerindeki servetleri satarak,
Vergi borçlarını ödemeye çalışacaktır.
Fakat ağır ve yüksek oranlı vergiler,
Yöneticilerin beklediklerinden daha az vergi tahsilatına yol açacaktır.
Unutmayalım;
BİR DEVLET ÇÖKERKEN
VERGİLER YÜKSEK GELİRLER DÜŞÜK olur.”
Bu devleti çökertemeyeceksiniz Saray Beyleri!
Bu millet saltanatınıza diz çökmeyecektir!
Çünkü karşınızda biz varız İYİler var CESURlar var…
50 asırlık tarihi ve 3000 yıllık devlet geleneğiyle Türk milleti var!
Aziz milletim;
Her ay insanımızın buzdolabından
En az 1 kalıp peynir,
En az 5 şişe süt,
Yarım kilo kıyma eksilmektedir!
Eskiden “vatandaşın vergileriyle”
Kamu hizmetleri finanse edilirdi!
Şimdi hepsine vatandaş para ödüyor
Yol yapıyoruz diyorlar, paralı!
Hastane paralı!
Okul zaten paralı!
Peki bu vergilerle ne yapılıyor?
Kentsel dönüşüm?
Paralı!
Depreme hazırlık?
Yeni sigortalar icat ediliyor?
Sınır güvenliği?
Yolgeçen hanı!
Vergi borçları silinenler?
Peki gelir vergilerini ödemeyenler?
Bu ülkenin taşından, toprağından
İnsanından zenginleşip, üzerine yatanlar?
Hepsinin kim olduğu bellidir!
Peki serveti ve sermayesi silinenler?
Dolaylı vergiler üzerine yüklenenler?
Hem bu ülkenin şerefli vatandaşı,
Hem bu ülkenin şerefli sanayicisi, üreticisi, tüccarıdır.
Ve bu ortamda,
Vergilerin, harçların, haraçtan beter olduğu,
Milletimizin bayram tatiline
Memleketine bile gidemediği ülkemizde,
Yurtdışı çıkış harcına 20 kat zam düşünülürken,
Temmuzda maaşlara zam yapılsın mı diye
Utanmadan soru sorulmaktadır!
Size çok temel bir şey söyleyeyim:
“Mış” gibi yaptıkları şeyler de,
Lütuf diye sunup, sonradan parasını kestikleri şeyler de,
Hepsi sizin hakkınızdır!
Milletimizin ak sütü gibi helal hakkıdır!
Anayasa’nın 10. Maddesi:
“Herkes,
Dil, ırk, renk, cinsiyet,
Siyasi düşünce, felsefi inanç,
Din, mezhep ve benzeri sebeplerle
Ayırım gözetilmeksizin
Kanun önünde eşittir.”
“Hiçbir kişiye, aileye, zümreye
Veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.
Devlet organları ve idare makamları,
Bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak
Hareket etmek zorundadırlar.“ der.
Hükümet ve Cumhurbaşkanı
Temmuz 2023’de çalışanlara,
Refah payı adı altında,
8.077,00 TL ek ödeme yapmaya başlayıp,
Emeklilere bu parayı vermemekle,
Çok açık bir şekilde Anayasa’yı çiğnemiştir.
Gerçi Tayyip Erdoğan için Anayasa’yı tanımamak
Gelenek haline gelmişse de,
Bizler tüm emeklilerimiz adına
Yaptığı hatayı düzelttirmeyi de biliriz.
Bugün bırakın düz memur ve işçi emeklisini,
En yüksek emekli bürokratın maaşı bile
TÜİK rakamları ile yoksulluk sınırının altındadır.
Tam bir yıldır,
Ha bugün, ha yarın denilerek
Emeklilerimizin yasal alacakları ertelenmiş,
Ve kendileriyle düpedüz alay edilmiştir!
Buradan Sayın Erdoğan’ı uyarıyorum:
Hükümet,
Her bir emeklimize geçen bir yıl için 96.824 TL borçludur.
Ayrıca Temmuz ayından itibaren de,
8.077 TL refah payı vermek zorundadır!
Herkes iyi bilsin ki,
Emeklilerimiz sahipsiz değildir.
İYİ Parti onların haklarını
Sonuna kadar savunacaktır.
Değerli dava arkadaşlarım;
Sayıları çok seven Erdoğan’ın yönettiği Türkiye’de milletimiz,
Ne TÜİK verilerine,
Ne de göç idaresinin açıkladığı sığınmacı ve kaçak sayılarına inanmıyor.
Örneğin,
Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu,
Sadece İstanbul’da,
2,5 milyon sığınmacı ve kaçak olduğunu söylerken;
İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’nın
İstanbul Valisi olduğu dönemde bu sayı 1 milyon 179 bin,
Bakanlığı döneminde, göç idaresince
1 milyon 87 bin olarak açıklanmıştır.
Yani,
Eğer göç idaresi verilerine bakarsanız,
Türkiye’de neredeyse her ay
Sığınmacı sayısının
YÜZ BİN azaldığını görürsünüz.
Ancak sokaktaki vatandaşa,
Esnafa, pazarcıya,
Gence, yaşlıya sorarsanız,
Ya da bizzat siz,
O malum mahallelerde, sokaklarda
Artık sığınmacı gettosuna dönmüş ilçelerde
10 dakika tur atarsanız,
Birinin
Kesinlikle yalan söylediğini anlarsınız.
Şüphesiz ki yalan söyleyen
Vatandaşımız değil,
Biz de değiliz.
Bakınız!
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın
Varoluşsal tehdit diye açıkladığı,
Türk vatandaşlarının nüfus artış hızı yüzde 1,5 iken,
Nüfus artış hızı yüzde 5,3 olan Suriyeli sığınmacıların sayısı,
Her ay nasıl yüzer bin azalmaktadır?
Bu şaibeli veriler,
Hükümetin Türkiye’deki yabancıların sayısı hakkında
Apaçık yalan söylediğini göstermektedir.
Biz hükümete
Sığınmacı sayısı kaç diyoruz?
AKP ve medyası,
“Onlar olmazsa çoban bulunmaz” diyor.
Bunlar için bütçeden harcadığınız rakam nedir, diyoruz?
Onlar,
“Ucuz iş gücü piyasasında sayelerinde ayaktayız” diyor.
Arkadaşlar, kendinize gelin!
Türkiye'yi göz göre göre bir uçuruma sürüklediniz!
Şimdi o uçurumdan düşmesini
Sıcak koltuklarınızda aymazca izliyorsunuz!
Bakınız,
Birleşmiş Milletler verilerine göre konuşuyorum;
Dünyada bulunan toplam mülteci sayısının yüzde yirmisi,
Yani beşte biri yalnızca tek bir ülkede Türkiye'dedir.
Vatanımız,
Tam 97 ülkenin nüfusundan daha büyük olan bir yabancı nüfusu,
Beslemeye ve barındırmaya,
Batı kapılarında dilencilik yaparak
Saray ekonomisini sürdürmeye çalışan
Bu meczup iktidar tarafından
Cebren ve hile ile mecbur bırakılmıştır.
10 milyondan fazla sığınmacı ve kaçak
5,3’lük doğum oranıyla
Şayet Türkiye’de kalıcı hale gelirlerse,
Önümüzdeki 10 yıl içinde
Sayıları 20 milyona yaklaşacaktır.
Eğer kaçaklar
Acilen ülkelerine geri gönderilmeye başlanmazsa,
Bunun için de
Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği
Ve Suriye hükümetiyle
Bir iş birliğine gidilmezse,
2053 yılına geldiğimiz zaman
Türkiye’nin- illeri ilçeleri, mahalleleri
Kentleri, köyleri,
Ve sahil şeritleri
Demografik bir dönüşüme
İlelebet teslim kalacaktır.
Artık bu sessiz ve saklı bir işgal de değildir.
Gürültülü, patırtılı
Açık, aleni
Topyekûn bir yıkımdır.
Çünkü artık sorun,
Sadece dışarıdan gelenler değil,
Gelip burada üreyenler ve türeyenlerdir.
Değerli dava arkadaşlarım,
Bu noktada bize düşen görev,
Atatürk’ün mirasına sahip çıkmak,
Cumhuriyeti’ni ve istiklali muhafaza ve müdafaa etmektir.
Mevcudiyetimizin ve istikbalimizin
Yegâne temeli olan
En kıymetli hazinemizden,
Yani vatanımızdan
Bizi mahrum etmek isteyenlerin
Topyekûn yıkım planını
Ortadan kaldırmak mecburiyetindeyiz!
Egemenlik hakkımızı Saray’dan
Topraklarımızı yağmacılardan
Nüfusumuzu ise sığınmacılardan
Kurtarmak ve arındırmak mecburiyetindeyiz.
Şehirlerimizin her tarafında,
Yabancı gettolar oluşuyor,
Gettoların içinde selefiliğin,
Radikalleşmenin
Ve potansiyel bir terörün tohumları büyüyor.
2030’lu yıllarda
Sığınmacı ve kaçakların sayısı
20 milyonu bulduğunda,
Siyasi hak ve taleplerle
Türkiye’nin vilayetleri
Bu gettolar tarafından ele geçirildiğinde,
Vakit çok geç olacak.
Dolayısıyla,
Hemen şimdi,
Ortak bir çözüm
Ve ortak bir siyasi irade ile
Harekete geçmeliyiz.
Bu sebeple;
İYİ Parti olarak tüm siyasi partilere,
Tüm sivil toplum kuruluşlarına bir çağrıda bulunuyorum:
Türkiye’nin ve Türk milletinin geleceği için
Bu varoluşsal milli güvenlik tehdidine karşı
ortak bir akıl ve ortak çözüm önerileri ile
Müşterek bir zeminde bir araya gelelim.
Çünkü,
Bize yeni bir Anayasa’dan önce,
Devlet ve millet arasında bir sözleşme olan Anayasa’nın,
Hangi millet için geçerli olduğunu belirleyen
Bir nüfus yasası gerekmektedir!
Sözde yeni anayasa,
Normalleşme ve yumuşama turları,
Günahkar ve riyakar iktidarın
Bir kere daha meşrulaştırılması,
Onun gafletine ortak çıkılması değil,
Bu ülkenin, devletin ve vatanın
Kimin olduğunun
Bir kere daha gösterilmesi gerekmektedir!
Çünkü,
Sığınmacı ve kaçak sorunu
Artık yalnızca bir sınır güvenliği meselesi değil,
Türk milletinin,
Bu topraklardaki varlığını
Muhafaza etme meselesidir.
Ve bugün artık bunu muhafaza etmek için,
Önce onu müdafaa etmeye ihtiyacımız vardır!
Sığınmacı ve kaçak sorunu gerçek beka meselesidir.
Ekonomi, kültür,
Dil ve inanç meselesidir!
Gelecek meselesidir, hayat-memat meselesidir!
85 milyonun ürettiğiyle
100 milyonu doyurmak meselesidir!
85 milyonun alın terinden, vergisinden
100 milyonun yararlanma meselesidir!
Yani hürriyet meselesidir,
Yani istiklal meselesidir!
Çağrım!
Kendilerine
Yeni bir millet yaratma hayalinde olanlara karşı
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin
Asıl, asil ve kurucu evlatları olarak
Parti ve siyasi fikir ayırt etmeksizin,
Tüm siyasi partilerin bir araya gelmesi,
Ve Türk milletinin egemenlik hakkı için birleşmesidir!
Değerli dava arkadaşlarım;
Milli benliğine ve milliyetine,
Hissen, fikren ve fiilen
Saygı ve aidiyet beslemeyen bir iktidarın sonu hüsrandır.
Tek adam,
Ve onun rejiminin türettiği tek adamcıklar,
Milli benliklerini unuttular…
Ama bizim değil,
Onların sonu hüsrandır!
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün de dediği gibi,
Milli benliğini unutmuş bir iktidar,
Başka milletlerin iktidarlarına ancak yem olur.
Bir zamanlar, demokrasi trenine,
İndi-bindi yaparak,
Ava gideceğini sanan,
Erdoğan ve saray rejimi,
22 yıllık iktidarın sonunda,
Dünya milletlerinin,
Kendi stratejik çıkarlarını önemsedikleri satranç tahtasında
Zavallı bir av haline gelmiştir.
Ey muktedirler,
Gaflet uykunuzdan
Uyanın artık!
Av oldunuz,
Av!
Bilinsin istiyorum:
Saray rejiminin her başı sıkıştığında,
Çirkin emellerini sürdürmek uğruna,
Türk milletinin milli kimliğinden,
Benliğinden, tarihsel kazanımlarından,
Koparıp, sökerek verdiği rüşvetler
Milletimizin sabır taşını çatlatmıştır!
İktidarın,
Bop eş başkanlığıyla başlayan teslimiyet süreci,
Film şeridi gibi
Gözlerimizin önündeyken,
Şimdi de kalkmış,
Yüce Atatürk’ün:
“Türk ulusuna karşı
Yüzyıllardan beri hazırlanmış
Büyük bir yok etme girişiminin yıkılışını
Bildirir bir belge
Ve siyasi bir zafer.”
Olarak nitelediği,
Adeta tapu senedimiz olan,
Lozan Antlaşması üzerinden,
Dış güçler dedikleri,
Hasım pozları kestikleri “Hısımlarına”
Alenen rüşvet veriyorlar.
Fatih Kaymakamlığı’na bağlı
Bir azınlık kilisesi yöneticisinin,
Dışişleri Bakanımızın bulunduğu toplantıya,
Bir devlet başkanı gibi katılıp,
İmza atmasına sessiz kalınması,
Rüşvet değilse nedir?
Kaldı ki,
Yine aynı konu kapsamında,
İktidarın
Sözde “ikinci reform dalgası” ismini verdiği,
Program içerisinde
Heybeliada Ruhban Okulu’nun açılması da gündemdedir.
Lozan ile
Siyasi ve idari faaliyetlerine son verilerek,
Sadece dini vecibelerine izin verilen patrikhanenin,
Ekümenik sıfatını kullanmasına,
İktidarı süresince “One Minute” diyemeyen,
Sayın Erdoğan sana sesleniyorum:
Bil ki,
Adalet timsali olan
Ve senin dilinden düşürmediğin Ecdad da
Patrikhane’ye ekümeniklik yetkisi vermemiştir!
Yetkisini Osmanlı toprakları ile sınırlandırmıştır.
Kaldı ki,
Sen iktidara gelene kadar,
Cumhuriyetimizin,
Milli devlet politikası kapsamında,
Sıkı bir denetime tabi tutulan,
Patrikhanenin şımarık tavırlarına,
Asla izin verilmemiştir!
Sen ise şimdi kalkmış,
Müfredatını,
Eğitim-öğretim dilini
Öğrenci ve öğretmenlerini seçemediği için
Anayasamıza bağlılığı reddeden,
Heybeliada Ruhban Okulu’nu kendi elleriyle kapayan,
Fener Rum Patrikhanesi’nin
Ruhbanlık hayallerinin peşinden gidiyorsun.
Herkes aklını başına alsın.
Bu mesele sıradan bir mesele değildir.
Al imamı, ver papazı meselesi hiç değildir.
Burada hedef alınan Lozan’dır.
Hedef tahtasına koyulup,
Yok edilmek istenen de Türkiye’dir.
Ey muktedirler,
Sesimize kulak verin:
Bu aziz millet, Altaylardan Tuna’ya
Kafkaslardan Orta Doğu’ya,
Üç kıta yedi iklim üzerine
Çağları aydınlatmıştır.
Karanlıkların üzerine bir güneş gibi doğmuştur.
Türk milleti,
Çelikten ve sarsılmaz iradesi sayesinde,
Benliğine ve öz kimliğine yabancılaşmış,
Her türlü siyasete ve sözde stratejik aymazlığa,
Hangi çağ ve dönemde olursa olsun,
Er ya da geç, son vermeyi başarmıştır.
Bugün de,
Türk milleti olarak,
Bu topraklara ve bu cumhuriyete
Kanıyla, teriyle, aklıyla ve inancıyla,
Hayat suyu verenler olarak,
Yine aynı azim ve kararlılıkla,
Milli benliğini unutan,
Saray rejimine,
Son vereceğimizi biliyoruz.
Çünkü,
İYİ Parti olarak biliyoruz ki,
“Türk, çetin işler başarmak için yaratılmıştır!”
Ve yegane servetimiz Türklüğümüzdür
Çünkü Türk, inanıyoruz ki;
Dünyayı aydınlatan Güneş’tir.”
Türklük, etnik bir işaretleme değil,
Siyasal bir tanımlamadır.
Türk devletine vatandaşlık bağıyla bağlı olan herkes Türk’tür.
Ve siz saray beyleri!
Üçüncü dünya savaşı tehlikesinden değil,
Türk’e eklemeyi hayal ettiğiniz “iye”likten endişe duyun.
Türkiyelilik hezeyanlarınıza Türk’ün göstereceği tepkiden korkun.
Çünkü hiçbiriniz o zaman,
Türk’ün kasırgasını durduramazsınız!