Grup Konuşmaları
“Utanın beyler utanın”
Genel Başkanımız Sayın Müsavat Dervişoğlu, vekil transferi tartışması üzerinden sert ifadeler kullandı. Milletvekili transferlerinin “Güneş Motel” pazarlıklarını aratmayacak bir arsızlıkla ve siyasi ahlaktan nasiplenmemiş bir pervasızlıkla yapıldığını belirten Genel Başkanımız; “Utanın beyler utanın! Bir milletvekilinin partisi ile bağını koparmadan, kendisine siyasi ikbal aramak üzere başka bir partinin kapısında istikbal dilenmesi ne kadar ayıp ise bir siyasi parti genel başkanının böyle bir işe çanak tutmak için plan kurması da aynı derecede ayıp ve utanç vericidir.” dedi.
Genel Başkanımız; “Muhalefeti tek elde toplamaya çalışıp iktidar ile oturacağı pazarlığın heyecanını normalleşme diye satanların iyice yumuşacık olup iktidara yaktıkları yeşil ışıkları görüyoruz. Mustafa Kemal Atatürk’ün aziz hatırasının kendilerini gizleyeceğini sanarak ortaya saçtıkları kirli pazarlıkları biliyoruz. Kurt kışı geçirir ama yediği ayazı unutmaz! Hepsine buradan sesleniyorum: Git söyle Kayser'ine: Ufukların süsüyüz; baykuştan pervamız yok, biz şahinler sürüsüyüz" şeklinde konuştu.
Genel Başkanımız Sayın Müsavat Dervişoğlu, 5 Haziran Çarşamba günü partimizin TBMM grup toplantısında konuştu.
Siyasette normalleşme sürecine dair Genel Başkanımız; “Ak Parti iktidarı; sendikalarda, sivil toplum kuruluşlarında, üniversitelerde, demokrasinin en önemli güçlerinden olan medyada kendine bağlı, el pençe divan duran yapılar oluşturma stratejisiyle, muhalefeti de bu kervana katmak hayaliyle, arka fonda çatallı bir sesten uzlaşma türküsüyle milletimize yumuşama masalı anlatıyor.” dedi.
“HODRİ MEYDAN! HAYDİ NORMALLEŞELİM”
İktidara "Hodri meydan! Haydi normalleşelim!" diye seslenen Genel Başkanımız; “Türk milletinin akılda, hukukta ve inançta birleşerek el ele kurduğu bu Gazi Meclis’in; kanun yapabildiği, idareyi denetleyebildiği ve sizlerden hesap sorabildiği bir parlamenter sistem kurmak için çabalayın, normalleşelim. Başımıza ördüğünüz belaların en karanlığı olan Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi’nden vazgeçin, hukukun üstünlüğüne kuvvetler ayrılığına dönün, normalleşelim!” ifadesini kullandı.
“BU UCUZ FİLM İYİ PARTİ SAYESİNDE GÖSTERİMDEN KALKTI”
“Bunları yapmayacaksanız; bizi, milleti, yeni anayasa oyunlarıyla, yeni çözüm tuzaklarıyla, bitmeyen yargı reformlarıyla, tasarruf martavallarıyla, uzlaşmacı, demokrat pozlarıyla oyalamayın!” diyen Genel Başkanımız; “Karşılıklı çay içmelerle ben normalleştim, sen uzlaştın tiratlarıyla; milletin mağduriyetleri üzerinden içi boş hamasetinizle, emeklinin onuruyla, işçinin emeğiyle, çiftçinin ürünüyle, memurun göreviyle, gencin umuduyla, kadının namusuyla; çocuğun geleceğiyle, öğretmenin mesleğiyle, öğrencinin eğitimiyle, hayvanın canıyla, ülkenin itibarıyla, vatanın hudutlarıyla, mülkün temeliyle, devletin saygınlığıyla oynadığınız bu ucuz film artık İYİ Parti sayesinde gösterimden kalkmıştır.” diye konuştu.
“VEFASIZLARA MAKAM VE MEVKİ VERMİŞİZ”
Vekil transferi tartışması üzerinden sert konuşan Genel Başkanımız; “Onlarca liyakat sahibi arkadaşımız, sorumluluk üstlenmek üzere görev beklerken biz bu sorumluluğu taşıyamayacak vefasızlara makam ve mevki vermişiz. Bu vefasızları önce Allah’a ve kendilerini bir makama getirmek için emek sarf edip ter akıtan dava arkadaşlarımızın tertemiz vicdanlarına havale ediyorum. Bizi ilgilendiren asıl mesele; milletvekili transferlerinin, Güneş Motel pazarlıklarını aratmayacak bir arsızlıkla ve siyasi ahlaktan nasiplenmemiş bir pervasızlıkla yapılmış olmasıdır.” değerlendirmesini yaptı.
“BİR SİYASİ PARTİ GENEL BAŞKANININ PLAN KURMASI AYIP VE UTANÇ VERİCİ”
Söz konusu tartışma üzerinden yapılan açıklamalara işaret eden Genel Başkanımız; “Suçlulukları psikolojilerine yansımış olacak ki bir de utanmadan mazeretlerini sıralıyorlar. Yok, yerel seçimlerde şu oldu; yok, Bilecik’te şöyle böyle oldu türünden gerekçeler yaratarak güya bir haklılık oluşturmaya çaba sarf ediyorlar. Utanın beyler utanın! Bir milletvekilinin partisi ile bağını koparmadan, kendisine siyasi ikbal aramak üzere başka bir partinin kapısında istikbal dilenmesi ne kadar ayıp ise bir siyasi parti genel başkanının böyle bir işe çanak tutmak için plan kurması da aynı derecede ayıp ve utanç vericidir. Biz bu utanca asla düşmeyeceğiz.” şeklinde konuştu.
“BİR DALI BIRAKMADAN BAŞKA BİR DALI TUTMAK MAYMUNLARIN STRATEJİSİDİR”
“Ancak grup başkanvekili aracılığıyla, TBMM’de siyaset yapmak yerine avlanmaya çıktıysanız,
O başka tabii!” diyen Genel Başkanımız; “İşte o zaman siyasi ahlak kurallarıyla bağdaşmayacak bu davranışınıza göstereceğimiz tepkiyi en başından kabullenmiş olacaksınız. Bir dalı bırakmadan başka bir dalı tutmak maymunların hareket stratejisidir. Yüzleşmeden helalleşenlerin, helalleşip yine tekrar edenlerin iktidardan aldığı dönem ödevinin farkındayız.
Muhalefeti tek elde toplamaya çalışıp, iktidar ile oturacağı pazarlığın heyecanını normalleşme diye satanların iyice yumuşacık olup iktidara yaktıkları yeşil ışıkları görüyoruz” dedi.
“BÖYLE BİR MESELEDE DAHİ BİR ARAYA GELEMİYORSAK…”
Küçükçekmece'de 3 katlı bir binanın çöktüğünü hatırlatarak olası İstanbul depremine karşı "birlik olma" çağrısında bulunan Genel Başkanımız; "Başta İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanlığı, Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı olmak üzere ne kadar paydaş varsa herkesin amasız-fakatsız-lakinsiz bir araya gelerek vatandaşımızın can güvenliğini, ülkemizin geleceğini merkeze alan ve İstanbul’umuzu gelecek kuşaklara bırakılması gereken en değerli emanet olarak gören bir anlayışla aynı masanın etrafına toplanmak zorundayız. Böyle bir meselede dahi bir araya gelemiyorsak ve ortak bir akılla milletimize kalıcı çözüm önerileri sunamıyorsak asıl yıkımı çoktan yaşamışız ve farkında değiliz demektir.’’ diye konuştu.
“HER ŞEY OLDUNUZ AMA BİR TEK TÜRK OLAMADINIZ”
Ruanda’dan Türkiye’ye göçmen gönderileceği iddialarına değinen Genel Başkanımız, hükûmet yetkililerinin konuya ilişkin sessiz kaldığına dikkat çekerek; “Avrupa ülkelerinden aldığınız 3 kuruş rüşvet fonuyla bu kara deliği kapatamazsınız! Bu konuda artık Türk milletinin verebileceği hiçbir şey kalmamıştır. Burası kimsenin hurda deposu değildir. Bu topraklar hiçbir devletin tampon bölgesi değildir. Bu devlet milletini ikinci plana atarak birilerine peşkeş çekilecek bir devlet değildir. 22 yıllık iktidarınızda her şey oldunuz ama bir tek Türk olamadınız. Artık Türk olun! Türk!” ifadesini kullandı.
“ÜLKEMİZ NÜFUS YIKIMI TEHDİDİ ALTINDADIR”
“Toprak, nüfus ve egemenlik” kavramlarının devleti var ettiğine işaret eden Genel Başkanımız;
“Türkiye Cumhuriyeti Devleti de bu üç şeyle kaimdir. Yani Türk vatanı, Türk milleti ve onun egemenlik hakkı. Bu üç sac ayağından bir tanesi tökezlediğinde, eğildiğinde ya da kırıldığında zemin de oraya doğru kayar. Bu kayan zemin de gerçek bir beka tehdidi oluşturur.
Türkiye’nin beka sorunu, nüfustur ve topraktır. Yabancılaşan, yaşlanan ve yoksullaşan nüfusudur! Beton dökülen, ağacı kesilen sınırları kevgire dönen topraklarıdır; Türkiye’nin beka sorunu. Ve altını çizmek isterim bu sorun, hümanist vicdan bahaneleriyle örtülemez.
Klavyelerin çarpıştığı bir akşam eğlencesi olarak da küçültülemez. Ülkemiz cebren, hile ya da umursamazlıkla geri dönülemez noktaya giden bir nüfus yıkımı tehdidi altındadır.’’ diye konuştu.
MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI’NIN MEZUNİYET TÖRENİ GENELGESİ
Millî Eğitim Bakanlığı'nın mezuniyet töreni genelgesine dair Genel Başkanımız; “Mezuniyet töreni söz konusu olunca gençlerimizin gelişim seviyeleri ve pedagojik kriterleri aklına gelen Bakanlık, müfredat hazırlarken niçin bu kriterler aklına gelmemektedir? Millî Eğitim Bakanı; kendi iktidarları, hangi organizasyonunda şatafattan kaçmıştır ki gençlerimize şatafat konusunda öğüt vermektedir?” diye sorarak; “Sayın Bakan, ‘İtibardan tasarruf olmaz’ diyerek milyonlarca lirayı boşa harcamaktan çekinmeyen bir Cumhurbaşkanı ile çalıştığının ya farkında değildir ya da fark ettiklerini söyleyecek cesarete sahip değildir.” diye ekledi.
“ASGARİ ÜCRET BEKAR BİR GENCİ BİLE AÇ BIRAKIYOR”
17 bin 2 liralık asgari ücretin Mayıs ayında, açlık sınırının 1.967 lira gerisinde kaldığına işaret eden Genel Başkanımız; “Bugün çalışanların yaklaşık yarısının aldığı asgari ücret, değil bir aileyi, bekar bir genci bile aç bırakıyor. Sonra da Sayın Erdoğan, yeterince çocuk yapmıyoruz diye dertleniyor. Sayın Erdoğan, eğitim kurumlarının hali ortada, hastanelerin hali ortada, devletin kurumlarının hali ortada; ülke hakimlerin, son model yabancı arabalarıyla, silah koleksiyonlarını sergilediği bir yer haline gelmiş. Sen hala bu ülkede onuruyla, gururuyla yaşamaya çalışanların çocuk yapmamasına dertleniyorsun? Asıl ülkeye doluşturduğun milyonlarca düzensiz göçmenin beş çocuk yapmasını dertlen!” şeklinde konuştu.
Suriye’nin kuzeyinde terör yapılanması
Suriye'nin kuzeyindeki terör devleti girişimine ilişkin endişelerini dile getiren Genel Başkanımız; söz konusu tehdidin Ak Parti'nin yanlış politikaları neticesinde ortaya çıktığını savundu. Genel Başkanımız; “Suriye merkezî hükûmetinin, bölgedeki pkk terör örgütü varlığını meşru bir siyasi yapı olarak tanıması ihtimali, Türk milleti ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bekası açısından çok büyük bir tehdittir. Bu bıçağın iki yüzü vardır. İlk yüzü: emperyalizm eliyle, sınırlarımıza müzahir bir terör devleti projesi; ikincisi ise, Suriyelilerin geri gönderilmesine engel teşkil edecek şekilde, Türkiye’nin kalıcı bir ‘hendek ülke’ haline gelmesidir. Bizim bu iki ihtimali de kabul etmemiz asla mümkün değildir.” dedi.
“YA KIYAMET YA ADALET DİYE HAYKIRIYORUM”
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın, Çin'de yaptığı temaslardan bahsettiğine işaret eden Genel Başkanımız; "Çin'e gidip Çin'in Gazze'ye verdiği desteği anlatıyor ama zulüm altında inleyen Doğu Türkistan'dan tek kelime bile bahsetmiyor. Dünyadaki tüm mazlumların yanında olduğumuz gibi Doğu Türkistanlı soydaşlarımızın da sonuna kadar yanında olacağız. Onlar için de diyorum ya kıyamet ya adalet diye haykırıyorum" şeklinde konuştu.
HAKKÂRİ BELEDİYESİ'NE KAYYUM
Hakkâri Belediyesi'ne kayyum atanmasına da Genel Başkanımız; “Hakkâri Belediye Başkanı seçilen kişi tam 10 yıldır yargılanıyormuş. Hem de terör suçundan. Kimse bu kişinin neden aday gösterildiğini tartışmıyor. Sanki bugünler düşünülmüş planlanan vadede toplumsal bir kargaşaya vesile olacak şekilde beklemişler, beklemişler, beklemişler" dedi.
"Dava sonlanmadıysa bu kayyumu neden atıyorsunuz da memleketi karıştırıyorsunuz?" diye soran Genel Başkanımız; “Devletin yetkilerini kötüye kullandıkça, idarenin takdir yetkisiyle iktidarın inadı birleştikçe, işte gerçek devlet itibarını ortadan siz kaldırıyorsunuz. Yetkilerinizi o kadar kötüye kullanıyorsunuz ki terör çemberinde cirit atanlar dahi sayenizde masumiyet karinesine yaslanabiliyorlar.” ifadesini kullandı.
“TÜM SAMİMİYETİMLE İKAZ EDİYORUM”
Grup toplantısının sonunda "Türk milleti” diye haykırmaktan çekinenlere seslenmek istediğini ekleyen diyen Genel Başkanımız; şöyle devam etti: “Yırtılmıyor, gözlerinizdeki dalaletten perde, karanlığın işgal ettiği zihinleriniz, aydınlanmıyor. Geceniz gündüze dönmüyor, üstünüze ne sabah oluyor ne de güneş doğuyor! Yıllardır iktidarın, reform adı altındaki sözde çalışmalarında, özellikle de her anayasa çalışması söz konusu olduğunda, ülkemizin gündemine bile isteye derç edilen ‘milletin çeşitliliği’, ‘yerel halk’, ‘Anadoluluk’, ‘Türkiyelilik’ gibi garabet timsali ve ucube kavramların yanına her gün bir yenisi daha ekleniyor. Ama şu bilinsin istiyorum: Onlar, barışın, doğruluğun, adaletli olmanın ve birliğin adı olan Türklüğe kefen biçtikçe, biz titreyip, kendimize geliyoruz. Onlar, milletimizin köklü tarihini, yeni müfredatlar, yargı reformları, Anayasa çalışmaları ve demografimizi tehdit eden göçmen istilaları üzerinden unutturmaya çalıştıkça, biz ‘Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa’ etmenin önemini daha derin kavrıyor, milli direncimizi daha da yükseltiyoruz. Tüm samimiyetimle ikaz ediyorum, hiç kimse kabul olmayacak duaya âmin demesin. İktidar sahiplerinin bir Türk tanımına ihtiyaçları varsa, kendilerine, Yüce Atatürk’ün: “Türk, bütün adamların birliğidir!” sözünü, mihenk taşı olarak alsınlar.”
Grup Konuşmasının Tamamı:
Aziz milletim;
Kıymetli dava arkadaşlarım,
Değerli konuklar
Ve saygıdeğer basın mensupları
Grup toplantımıza hoş geldiniz, şeref verdiniz.
Hepinizi saygılarımla selamlıyorum.
Sözlerime başlarken,
Devam ettirdikleri
Muhteşem galibiyet serisinden dolayı,
Kadın Milli Voleybol Takımımızı
Tebrik ediyor,
Bize yaşattıkları gurur ve sevinç için
Partim ve milletim adına bir kez daha teşekkür ediyorum.
Ne diyelim?
Kendi avaneleriyle
Bir öğle yemeğine gitmek için
Özel uçak kiralayanlar,
Gönüllerimizdeki yeri cihana sığmayan Cumhuriyet kadınlarını,
Bir karış koltuk mesafesinde
13 saat uçuranlar utansın.
Değerli dava arkadaşlarım,
Siyasette muhalefet olmak,
Partilere vatandaşın yüklediği
Önemli ve onurlu bir görevdir.
Bu görev,
Bazen sadece
Vatandaşın derdini dinlemek
Ve tarihe not düşmekle neticelenebilir.
Ancak aklen ve vicdanen
Millet yolunda olmaktan bizi ayırmaz.
Cumhuriyet
Ve demokrasi görevi olarak
Muhalefette olmak,
İktidara
Millet adına soru sormak
Ondan yanıt almak,
Onu denetlemek,
Ve ona hatalarını söylemek,
Gerektiğinde de
Milletin ortak çıkarları adına
Ona yol göstermektir.
Ama unutulmamalıdır ki;
Kasten ve bilerek memleketi
Yanlış yollara saptıranlara,
Bataklığa çekenlere
Herhangi bir şekilde
Yol arkadaşlığı etmek
Onlara ip uzatmak
Asla değildir…
Görüyoruz ki;
Özellikle 2024 yerel seçimlerinden sonra
Tek adam rejimi,
Güdümlü
Ve sözde bir muhalefet yaratmak için
Canhıraş şekilde
Durmadan çalışmaktadır.
İstediği şey,
Varlığını, millet yerine muktedirlere borçlu olan,
Görevini milletten değil, saraydan alan,
Bu başıbozuk düzenin,
Neferi ve hınk deyicisi olmaktan başka
Hiçbir görevi olmayan,
Bir meclis dolusu kalabalık yaratmaktır.
Yaratmaya çalıştığı
Bu siyasetçi kalabalığının görevi,
Her gün bir yenisi yaşanan
Türlü hukuksuzluklar,
Bitmeyen utanmazlıklar,
Doymak bilmeyen hırsızlıklar karşısında,
Milletin çığlıklarını bağırtılarla susturmaktır.
Milleti,
“Türkiye Yüzyılı” masallarıyla
Ölüm uykusundan uyandırmaması,
“İyi günler ileride” nakaratıyla
Kader diye pazarladıkları karanlığa
Mahkum bırakmasıdır.
İşte bu garabete de
“Normalleşmek” diyorlar.
AK Parti iktidarı,
Sendikalarda
Sivil toplum kuruluşlarında,
Üniversitelerde,
Demokrasinin en önemli güçlerinden olan
Medyada,
Kendine bağlı,
El pençe divan duran yapılar oluşturma stratejisiyle,
Muhalefeti de bu kervana katmak hayaliyle,
Arka fonda çatallı bir sesten uzlaşma türküsüyle
Milletimize yumuşama masalı anlatıyor.
Anlıyoruz ki,
Anormallikleri kendilerine bile
Şaşırtıcı hale geldiğinden,
Normalleşmeden bahsediyorlar.
Buradan iktidar ve avenelerine sesleniyorum
Hodri meydan.
Haydi normalleşelim!
Yargıda, emniyette, jandarmada
Devletin tüm kurumlarında
Cemaatleri tarikatları söküp atın,
Normalleşelim!
Türk vatandaşlığını
Tasfiye halindeki butik vitrini misali,
Yerli ve milli pazar malı olmaktan çıkartın,
Normalleşelim!
2011 yılından beri
Açık kapı politikanızla
Kevgire dönmüş hudutları koruyun.
Anlatmak için
Gafletin yetersiz kaldığı,
Nüfus mühendisliğinizi bitirin,
Ve bu ihaneti nasıl temizleyeceğinizi anlatın
Normalleşelim!
Mitinglerde Kur’an sallamayı,
Şehit tabutunu vaaz kürsüsü yapmayı,
Meydanlarda ölü çocukları yuhalatmayı,
Her sözünüzle milletin kimliğiyle,
Fikriyle, zikriyle oynamayı
Onu bölüp, kutuplaştırmayı bırakın,
Normalleşelim!
Kapı arkalarında görüştüğünüz
Teröristlerle ve terör örgütleriyle
Yaptığınız pazarlıkların
Millete hesabını verin,
Normalleşelim!
Sınavlarda değil
Referanslarda yarıştırdığınız,
Mücadele edeni
Mülakatlarla elediğiniz,
Liyakati değil,
Dayısı olanı işe aldığınız
Kamu yönetimini düzeltin,
Normalleşelim!
Türk milleti adına
Adil karar veren,
Cübbesine düğme dikmeyen,
O “abi”nin,
Bu “hoca”nın,
Şu “siyasi”nin değil,
Türk milletinin hâkimlerini,
Cumhuriyetin savcılarını,
Hak ettikleri makamlara getirin,
Normalleşelim!
Türk milletinin
Akılda, hukukta ve inançta birleşerek
El ele kurduğu bu Gazi Meclisin,
Kanun yapabildiği,
İdareyi denetleyebildiği,
Ve sizlerden hesap sorabildiği,
Bir parlamenter sistem kurmak için çabalayın
Normalleşelim!
Başımıza ördüğünüz belaların
En karanlığı olan
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nden
Vazgeçin,
Hukukun üstünlüğüne
Kuvvetler ayrılığına dönün,
Normalleşelim!
Bunları yapmayacaksanız,
Bizi, milleti,
Yeni anayasa oyunlarıyla,
Yeni çözüm tuzaklarıyla,
Bitmeyen yargı reformlarıyla,
Tasarruf martavallarıyla,
Uzlaşmacı,
Demokrat pozlarıyla
Oyalamayın!
Karşılıklı çay içmelerle
Ben normalleştim,
Sen uzlaştın tiratlarıyla
Milletin mağduriyetleri üzerinden
İçi boş hamasetinizle,
“Emeklinin onuruyla,
İşçinin emeğiyle,
Çiftçinin ürünüyle,
Memurun göreviyle,
Gencin umuduyla,
Kadının namusuyla,
Çocuğun geleceğiyle,
Öğretmenin mesleğiyle,
Öğrencinin eğitimiyle,
Hayvanın canıyla,
Ülkenin itibarıyla,
Vatanın hudutlarıyla,
Mülkün temeliyle,
Devletin saygınlığıyla”
Oynadığınız bu ucuz film artık gösterimden kalkmıştır.
En tepede tek adam,
Altında ise onlarca,
Yüzlerce küçük adamcıklarla,
Gece vakti yayımlanan Resmi Gazete ile
Yeni tek adamcıklar tedavüle girerken,
“Affedilerek” oyunundan çıkarılanlar,
ATM kartlarını kullanabilmeleri için
Büyükelçi unvanıyla tatile atanıyorlar.
Devletin içinde örgütlerin,
Sokaklarda çetelerin,
Medyada trollerin,
Piyasada baronların başrol olduğu bu oyunda,
Biz yevmiyeli figüran olmayız…
Milletimizle birlikte bu oyunu da başınıza yıkarız!
Artık çoktan devrilmiş bu davanızı kaldıramaz,
Kararmış ampulünüzü tamir edemez,
O çürümüş geminizin hurdasıyla da,
Türkiye’yi bir yere götüremezsiniz.
Değerli dava arkadaşlarım;
İYİ Partimiz 7 yaşındadır…
Onu oluşturan bizler de,
Yarım asra yakın deneyimlerimiz ile buradayız.
Partimizin yüksek siyasi ahlakının kaynağı da bu tecrübelerimizdir.
Bugün sizlere;
Olanı değil, olması gerekeni anlatacağım.
Bir milletvekilinin parti değiştirdiğine
İlk kez şahit olmuyoruz.
Ayrıca bu zamana kadar partimizden ayrılıp,
Başka partilere intisap eden kişilerle ilgili,
Olumsuz beyanlarda da bulunmadık.
Suçu hep kendimizde ve tercihlerimizde aradık.
Şimdi de aynı noktadayız…
Onlarca liyakat sahibi arkadaşımız,
Sorumluluk üstlenmek üzere görev beklerken,
Biz bu sorumluluğu taşıyamayacak vefasızlara makam ve mevki vermişiz.
Onları Allah’a ve kendilerini bir makama getirmek için
Emek sarf edip, ter akıtan dava arkadaşlarımızın
Tertemiz vicdanlarına havale ediyorum.
Bizi ilgilendiren asıl mesele,
Milletvekili transferlerinin,
Güneş Motel pazarlıklarını aratmayacak bir arsızlıkla,
Ve siyasi ahlaktan nasiplenmemiş bir pervasızlıkla yapılmış olmasıdır.
Suçlulukları psikolojilerine yansımış olacak ki,
Bir de utanmadan mazeretlerini sıralıyorlar.
Yok, yerel seçimlerde şu oldu,
Yok, Bilecik’te şöyle böyle oldu türünden
Gerekçeler yaratarak,
Güya bir haklılık oluşturmaya çaba sarf ediyorlar.
Utanın beyler utanın!
Bir milletvekilinin partisi ile bağını koparmadan,
Kendisine siyasi ikbal aramak üzere,
Başka bir partinin kapısında istikbal dilenmesi,
Ne kadar ayıp ise,
Bir siyasi parti genel başkanının böyle bir işe
Çanak tutmak için plan kurması da,
Aynı derecede ayıp ve utanç vericidir.
Ancak grup başkanvekili aracılığıyla,
TBMM’de siyaset yapmak yerine avlanmaya çıktıysanız,
O başka tabii!
İşte o zaman,
Siyasi ahlak kurallarıyla bağdaşmayacak
Bu davranışınıza göstereceğimiz tepkiyi,
En başından kabullenmiş olacaksınız.
Bir dalı bırakmadan başka bir dalı tutmak,
Maymunların hareket stratejisidir.
Yüzleşmeden helalleşenlerin,
Helalleşip yine tekrar edenlerin,
İktidardan aldığı dönem ödevinin farkındayız
Muhalefeti tek elde toplamaya çalışıp,
İktidar ile oturacağı pazarlığın heyecanını,
Normalleşme diye satanların,
İyice yumuşacık olup,
İktidara yaktıkları yeşil ışıkları görüyoruz
Mustafa Kemal Atatürk’ün aziz hatırasının
Kendilerini gizleyeceğini sanarak,
Ortaya saçtıkları kirli pazarlıkları biliyoruz.
Kurt kışı geçirir ama yediği ayazı unutmaz!
Hepsine buradan sesleniyorum:
“GİT SÖYLE KAYSER'İNE: UFUKLARIN SÜSÜYÜZ;
BAYKUŞTAN PERVAMIZ YOK, BİZ ŞAHİNLER SÜRÜSÜYÜZ!”
Aziz milletim,
Değerli dava arkadaşlarım;
Bugün 5 Haziran
Dünya Çevre günü…
Bu münasebetle çevrenin öneminden,
Doğanın anlamından bahsetmeyeceğim.
Zira bu gibi konular bizde
Genellikle nahif bir siyasetin konusudur.
Ancak
Nahifilik yapılmayacak bir yön vardır ki,
Bunu anlarsak ve hatırlarsak,
Partimizin sembolü olan güneşin,
Ne manaya geldiğini;
Bu partinin kendine hangi ilkeleri
Rehber edinerek kurulduğunu,
İyilerden ve cesurlardan
Neyi kastettiğimizi daha iyi anlatmış olacağım.
Bizim meselemiz,
O adalet güneşinin altında yaşayan
İki hayati unsurdur:
İnsanımız ve toprağımızdır.
Milletimiz ve vatanımızdır.
Sebebi ise basittir:
Millet bizim için,
Mensubiyeti parayla satılan bir mal,
Dil sürçmesiyle değiştirilecek bir kıyafet değildir.
Vatan toprağı bizim için
Ne kupon arazidir,
Ne de sadece bir çevre sorunudur.
Malumunuz,
Daha birkaç gün önce
Küçükçekmece’de bir bina çöktü.
Ve yine insanlarımız öldü.
İktidar ve medyasının dilinde
Her olaya münferit dendiği gibi,
Buna da münferit bir olay deyip geçebiliriz.
Ancak bu münferit değil müteselsil bir olaydır!
Hadiseden hemen sonra
Binanın 1,5 katının sonradan eklendiğini
Ve inşaatta da deniz kumu kullanıldığını öğrendik
Cinayet silahları hemen ortaya çıktı aslında.
Affedilen cinayet silahları!
Zat-ı şahanelerinin iktidarında
“Modası geçmeyenler” listesinin başında “af” geliyor.
Özellikle de 3 alanda kaçakçılık ödüllendiriliyor.
Kaçak inşaatlar,
Kaçak vergiler,
Ve son olarak da
“Sarayın kaçak atanmışları”
“affediliyor”.
Bu aflar devam ettikçe de,
Kentsel dönüşüm rantın ve talanın
Alışılmış bahanesine dönüşüyor.
Geçtiğimiz yılın sonunda yapılan
“Rezerv alan yasası”
Sarayın gündem oyunları içerisinde
Hafızalarda geriye düştü!
Uygulama yönetmeliği de,
Cambaza bak oyunları arasında
Sessiz sedasız çıkartıldı.
Cumhurbaşkanı’nın
İki dudağının arasına bırakılan
“rezerv alan” ilanını
Artık bakanlık da yapabilir hale geldi.
Dahası da var:
İhtar süreleri 15 güne düşürüldü.
Ev sahibi
15’inci gün tebligatı imzalamaz
Ve ortak karara katılmazsa
Payı açık artırmayla satılıyor.
Kentsel dönüşümünü karşılayacak
Ekonomik gücü olmayanların mülklerine bakanlık,
TOKİ eliyle hissedar olacak.
Sahibini ise mülkten çıkaracak!
Kentsel dönüşümü bile
Bir mala çökme,
Mülkiyet hakkını alenen gasp etme işine çevirdiniz.
Hayati sorunlara
Kalıcı çözümler bulmak,
Lügatinizde bile yok!
Bu yollarla,
İktidarınızı koruyabileceğinizi sanıyorsanız
Yanılıyorsunuz!
Yıkılan binalarda
Hayatlarını,
Yakınlarını,
Hayallerini ve hatıralarını kaybedenlerin
Ahı üstünüzdedir.
Bizim de yakın takibimizdedir.
Bu ah üzerinizdeyken,
Deprem çanları çalmaya devam ediyor.
Üzerinize kalacak yeni ahları
Yaşanacak yeni acıları çağırıyor.
Bakın deprem konusunda
Ülkemizin önde gelen bilim insanlarından
Prof. Dr. Naci GÖRÜR,
Küçükçekmece’deki yıkıma ilişkin,
“Bugün binalar kendiliğinden çökerse
Yarın depremde ne olur onu düşünemiyorum bile.” diyor.
Doğa uyarmaya devam ediyor.
Sadece doğa değil;
Ülkemizin bilim insanları,
Sivil toplum kuruluşları,
Yerel yönetimler uyarıyor.
Ama ne yazık ki
Bu uyarılara kulak verecek olan
Bir tane hükümet yetkilisi bulunamıyor,
Aradığımız kişilere de onlar istemedikçe ulaşılamıyor.
İstanbul’da deprem gerçeği bir parti meselesi değildir;
Siyasi konulara çerez yapılacak bir mesele değildir;
Makam sahiplerinin güç gösterisi yapacağı
Egolarını çarpıştıracağı bir mesele hiç değildir.
Bu mesele;
Vatandaşlarımızın can güvenliğinden,
Ülkemizin ekonomik ve sosyal bağımsızlığına kadar
Etki edebilecek hayati önemde bir meseledir.
İktidar sahiplerinin
Kendi iktidarları korumak için
İşlerine gelmeyen her şeyi
BEKA meselesi ilan ettiklerine hiç benzemeyen,
ÜLKEMİZİN GERÇEK BEKA sorunudur.
İstanbul depreminden
Kaçabilmemiz mümkün değildir;
Ama depremi
En az can kaybı ile
En az maddi hasarla
En az ekonomik kayıp ile atlatmak mümkündür.
Bunun için yapılması gereken
İlk ve en önemli şey
BİRLİK OLMAKTIR,
Uymadan değiştirmek istediğiniz
Anayasa’nın özü de budur.
“İdare, kuruluş ve görevleriyle bir bütündür!
İşte o birlik ve bütünlük,
Tam da bu işler için gereklidir.
Ayrışmadan,
Vatanı ve mülkiyet hakkını
Ranta kurban etmeden,
Bir normalleşme lazımsa,
Uzlaşma lazımsa,
Buyurun işte size fırsat.
Başta İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanlığı,
Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı olmak üzere
Ne kadar paydaş varsa,
Herkesin amasız-fakatsız-lakinsiz
Bir araya gelerek,
Vatandaşımızın can güvenliğini,
Ülkemizin geleceğini merkeze alan,
Ve İstanbulumuzu
Gelecek kuşaklara bırakılması gereken
En değerli emanet olarak gören bir anlayışla,
Aynı masanın etrafına toplanmak zorundayız.
Böyle bir meselede dahi bir araya gelemiyorsak
Ve ortak bir akılla milletimize
Kalıcı çözüm önerileri sunamıyorsak
Asıl yıkımı çoktan yaşamışız
Ve farkında değiliz demektir.
Yerel yönetimler ve merkezi idarenin
Birbirlerini görmezden geldiği,
Daha da acısı
İktidar uğruna rekabet halinde olacağı eşik,
Çoktan geçilmiştir.
Artık önümüzde iki yol vardır:
Ya iktidarınızın hammaddesi kutuplaşmaya devam edilecek,
Ranta hırsınıza ram olacak,
Bilimin ışığı yerine ampulün cılızlığında
Malum sonu bekleyeceksiniz.
Ya da aynı masanın etrafında buluşup
Kalıcı ve gerçekçi çözümler üretip
Hızla hayata geçireceğiz.
İYİ Parti,
Bu konuda her türlü desteğe hazırdır.
Değerli dava arkadaşlarım;
Avrupa, Ukrayna, Ortadoğu…
Dünyanın dört bir yanında
Göçmen problemi,
Nüfus problemi,
Başka bir ifade ile
Millet olma problemi yaşanmaktadır.
Bir zamanlar küreselleşme rüzgârı ile
Milli devletler zamanı bitti deniliyordu.
O rüzgâr bir işe yaramayınca,
Fırtına aşamasına geçtiler.
Komplo teorilerinden,
Dünyayı yöneten gizli yapılardan değil,
Acı gerçeklerden bahsediyorum.
Bugün yaşanan vize problemi bile
Bununla ilişkilidir.
Ve altında hiç de gizli olmayan
Gayet açık mesajlar vardır.
Bugün Türkiye’nin
Üniversite hocası,
Milli sporcusu,
İş insanları,
Avrupa ülkelerinin konsolosluk binaları önünde
Günlerce sıra bekliyor.
Arabulucu şirketlere,
Binlerce lira para veriyor yine de reddediliyorsa,
Adeta baldırı çıplak,
Bir kabile kaçkını muamelesi görüyorsa,
Sebep,
Türk vatandaşlığını
T.C. pasaportunu
Bu hale getirenlerdir.
Peki bu yapılana karşı,
Türk diplomasisi, Dışişleri Bakanı,
Ve elbette saray beyefendisi
Ne yapmaktadır?
Bu durum umurlarında mıdır?
İnsanımız endişelidir.
Her olayda başına nasıl yeni belalar açılacağını düşünmektedir.
İktidar kanallarının adeta dalga geçtiği
Paranoyaklık diye adlandırdığı,
Bu had bilmezlerin,
Kimliksiz muhterislerin,
İktidarcılık oyunuyla başı dönenlerin dalga geçtiği şey,
Türk insanının vize kuyruğunda gördüğü muameledir.
Bunlar yaşanırken geçtiğimiz hafta
Bir Ruanda meselesi patlak verdi.
İngiltere’nin ülkesindeki kaçak göçmenleri
Sorgusuz sualsiz
Ruanda’ya göndereceğinin açıklandığı tarihte
İktidar,
Ruanda ile yapılan antlaşmayı
Resmî Gazete ’de yayımlayarak yürürlüğe koymuştur.
Hükümetin her hareketi
Milletimiz nezdinde kapanmaz yaralar açtığı için;
Milletimiz bu yaşanan durumun
Tesadüf olmadığı,
Ve yeni bir göç dalgasının
Habercisi olduğu düşüncesine kapılmıştır.
Her krizde olduğu gibi
Bu krizde de
Toplumda ortaya çıkan korkuyu giderecek,
Milletimizin endişelerini
Ortadan kaldıracak hükümet yetkilileri
Üç maymunu oynamışlardır.
Konu rant ve para değil ki ortaya çıksınlar,
Konu paylaşılacak makamlar değil ki ortaya çıksınlar,
Konu dağıtılacak,
Peşkeş çekilecek kamu kaynakları değil ki ortaya çıksınlar.
Konu ecdadın mirası bu topraklar,
Bu devletin varlığı ise
En iyi bildikleri işi yapmışlar,
Kör, sağır, dilsiz kesilmişlerdir.
Avrupa ülkelerinden aldığınız 3 kuruş rüşvet fonuyla
Bu kara deliği kapatamazsınız!
Bu konuda artık
Türk milletinin verebileceği
Hiçbir şey kalmamıştır.
Burası kimsenin deposu değildir,
Bu topraklar
Hiçbir devletin tampon bölgesi değildir,
Bu devlet
Milletini ikinci plana atarak
Birilerine peşkeş çekilecek bir devlet değildir.
22 yıllık iktidarınızda her şey oldunuz,
Ama bir tek TÜRK olamadınız,
Artık TÜRK olun! Türk!
Değerli dava arkadaşlarım
Devleti var eden
Üç şey vardır:
Toprak, nüfus ve egemenlik!
Türkiye Cumhuriyeti Devleti de
Bu üç şeyle kaimdir.
Yani Türk vatanı,
Türk milleti
Ve onun egemenlik hakkı.
Bu üç sac ayağından,
Bir tanesi tökezlediğinde,
Eğildiğinde ya da kırıldığında,
Zemin de oraya doğru kayar.
Bu kayan zemin de
Gerçek bir beka tehdidi oluşturur.
Türkiye’nin beka sorunu,
Nüfustur ve topraktır.
Yabancılaşan, yaşlanan ve yoksullaşan nüfusudur!
Beton dökülen, ağacı kesilen
Sınırları kevgire dönen topraklarıdır.
Ve altını çizmek isterim
Bu sorun,
Hümanist vicdan bahaneleriyle örtülemez.
Klavyelerin çarpıştığı
Bir akşam eğlencesi olarak da küçültülemez.
Ülkemiz,
Cebren, hile ya da umursamazlıkla
Geri dönülemez noktaya giden
Bir nüfus yıkımı tehdidi altındadır.
Maarif meselesi de
Bir diğer hayati sorundur.
İlköğretimden, ortaöğretime
Üniversiteye uzanan tüm alanlarda
Başıbozukluk ve kötü niyetlilik
Artık çizgiyi aşmıştır.
Öğretmeniyle,
Öğrencisiyle,
Okullarıyla ilgilenmeyenler,
Milli Eğitimi,
Ne idüğü belirsiz vakıflara ve derneklere
Yamamaya çalışanların
Son aymazlığını da,
Geçtiğimiz gün gördük.
Bakanlık,
Yayınladığı genelge ile
Okullarından mezun olan gençlerimizin
Mezuniyet törenlerine düzenleme getirdi.
Gönderilen genelgede;
Mezuniyet etkinliklerinin
Millî, manevi, ahlaki
Ve kültürel değerlere aykırı olmayacağı belirtilerek
Törenlerde şatafata izin verilmeyeceği belirtilmiştir.
Ayrıca
Öğrencilerin gelişim seviyelerine
Ve pedagojik kriterlere uygun kutlamalar düzenleneceği,
Ve özellikle okul öncesi
Ve ilköğretim kademelerinde, çocukların
Yaş ve gelişim seviyelerine uygun
Etkinlikler düzenlenmesine dikkat edileceği belirtilmiştir.
Mezuniyet töreni söz konusu olunca,
Gençlerimizin gelişim seviyeleri
Ve pedagojik kriterleri aklına gelen Bakanlık,
Müfredat hazırlarken,
Niçin bu kriterler aklına gelmemektedir?
Milli Eğitim Bakanı;
Kendi iktidarları,
Hangi organizasyonunda şatafattan kaçmıştır ki,
Gençlerimize şatafat konusunda öğüt vermektedir?
Sayın Bakan,
“İtibardan tasarruf olmaz” diyerek
Milyonlarca lirayı
Boşa harcamaktan çekinmeyen
Bir Cumhurbaşkanı ile çalıştığının
Ya farkında değildir
Ya da fark ettiklerini söyleyecek cesarete sahip değildir.
Acaba Sayın Milli Eğitim Bakanı,
Mehmet Şimşek’e,
Bu çocukların aileleri,
Çocuklarının ömürlerinde bir kere yaşayacağı
Mezuniyet törenine,
Gidecek parayı neden bulamıyor
Diye sormuş mudur?
Çocuklarımızın,
Gençlerimizin hayatlarına
Kafanıza göre müdahale ederek
“onlara kendi deli gömleğinizi giydirmeyi” çalışmaktan vazgeçin.
Gençlerimiz
Emin olun ki
Sizin aklınızdaki dar kalıplara sığmayacak kadar vizyon sahibidir.
Gençlerimize
Bir faydanızın olsun istiyorsanız;
Onlara
Başta Avrupa ülkeleri olmak üzere,
Yurt dışındaki akranları ile
Rekabet şansı verin.
O imkanları sunmak için çaba gösterin.
Onları mutlu etmek için uğraşın.
Ve “milli olmaya”
En önce kendinizden başlayın,
“Şatafattan uzak törenleri” yapmaktan
Önce siz vazgeçin.
Haddinizi bilerek iş yapın!
Üniversitelerimizin sorunları da
Birinci önceliğimizdir.
Bu hafta
Boğaziçi Üniversitesi’nden
Hocalarımızla bir araya geldik.
Boğaziçi’nin ve genel olarak
Yükseköğretimin sorunlarını görüştük.
Liyakatin kalmadığı,
Kayırmacılığın kurumları kemirdiği
Bir tablo var karşımızda.
Kendi kendilerine bölüm kuruyor
Kriter uyduruyor, atama yapıyorlar.
Bu süreçte Boğaziçi’nde
60 kadar hocamız istifa etmiş ya da görevine son verilmiştir.
Fırsattan istifade
Yaptıkları paraşüt atamalar ise
100’ü geçmiştir.
Türkiye için,
161 yıldır nice değerler üreten bu kurum,
Gözlerimizin önünde,
Diğer birçok üniversitemiz
Ve kurumumuz gibi
Gün be gün çürütülmektedir.
İYİ Parti olarak
Bu gidişe dur demek boynumuzun borcudur.
Ne Türkiye,
Ne de üniversitelerimiz
Böyle yönetilemez
Bu düzen böyle gitmez!
Aziz milletim,
Biliyorsunuz
Hem yeni ekonomi modeli
Hem de Şimşek’in programı,
Enflasyonu, işsizliği, dış ticaret açığını
Aynı anda düşürüyordu.
Peki ne oldu? Enflasyon düştü mü?
Arttı!
İşsizlik düştü mü?
Arttı
Peki dış ticaret açığı ne oldu?
Arttı!
Ben demiyorum,
TÜİK verileri söylüyor.
Son dokuz ayın
En yüksek dış ticaret açığı kaydedildi.
Peki vatandaşların
Ekonomiye güveni
Böyle bir ortamda artar mı?
Artmaz.
Artmadı da zaten.
Ben demiyorum
TÜİK verileri söylüyor.
Ekonomik güven
Uçup kaçacağımızı söyledikleri
Mayıs ayında düştü.
Peki başka ne arttı benim güzel ülkemde?
Açlık ve yoksulluk sınırı arttı.
Bakın TÜRK-İŞ verilerine göre,
Mayıs ayında açlık sınırı 18 bin 969 liraya,
Yoksulluk sınırı ise 61 bin 788 liraya yükselirken;
Bekar bir çalışanın yaşama maliyeti de
24 bin 609 lira oldu.
Böylelikle 17.002 liralık asgari ücret de
Mayıs ayında
Açlık sınırının 1.967 lira gerisinde kalmış oldu.
Bugün çalışanların
Yaklaşık yarısının aldığı asgari ücret,
Değil bir aileyi, bekar bir genci bile aç bırakıyor.
Sonra da Sayın Erdoğan
Yeterince çocuk yapmıyoruz diye dertleniyor.
Sayın Erdoğan,
Eğitim kurumlarının hali ortada,
Hastanelerin hali ortada,
Devletin kurumlarının hali ortada,
Ülke hakimlerin,
Son model yabancı arabalarıyla,
Silah koleksiyonlarını sergilediği bir yer haline gelmiş,
Sen hala bu ülkede onuruyla,
Gururuyla yaşamaya çalışanların
Çocuk yapmamasına dertleniyorsun?
Asıl ülkeye doluşturduğun
Milyonlarca düzensiz göçmenin
Beş çocuk yapmasını dertlen!
Sayın Şimşek,
Finans lobilerinden
Günübirlik kredi koparmaya harcadığınız zamanı
Vatandaşın ve üreticinin gıda sorununa harcayın!
Biz fiyatlamada teşvik priminin artmasını öneriyoruz,
Buğdayın fiyatının artması nedeniyle
Dar gelirlinin ana tüketim maddesi olan
Ekmek ve makarnanın fiyatlarının yükselmesini istemiyoruz.
Aynı düşüncemiz
Arpa için de geçerli
Arpa sübvanse edilmeli ki hayvan yemi fiyatları yükselmesin.
Et ve süt fiyatları yükselmesin.
Yani hem üreticiyi
Hem de tüketiciyi
Enflasyonun etkilerinden korumak.
Kaynak nerede diyeceksiniz?
Hükümet kanunen
Milli gelirin %1’ini çiftçiye destek olarak vermelidir
Ancak şimdiye kadar bu, %0,5’i hiç geçmedi.
Sübvansiyon için vereceğimiz kaynak zaten
Tarım kanununda var!
Bizim önerimiz.
Ekmeklik buğday
15 TL taban fiyatı
3 TL prim
Toplam 18 TL.
Makarnalık buğday
16 TL taban fiyatı
3 TL prim
Toplam 19 TL
Arpa
13 TL taban fiyatı
1,5 prim
Toplam 14,5 TL olmalıdır.
Böylece hem üreticimiz
Hem vatandaşımız
Bir nebze karnını doyurabilir.
Unutulmasın ki,
Ekonomide toparlanma
Ancak tarımı ve hayvancılığı
Ayağa kaldırarak olabilir.
Aziz milletim!
İYİ Parti olarak,
Suriye’nin kuzeyinde yaşanan,
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin
Milli güvenliğini yakından ilgilendiren gelişmeleri de
Dikkatle takip ediyoruz.
Mart 2011’de
Suriye iç savaşı başladığında,
Adalet ve Kalkınma Partisi hükümeti
İhvancı rüyalarla Türkiye’yi
Bu savaşın bir tarafı haline getirmişti.
Hatta Sayın Erdoğan
Ağustos 2011’de
“Suriye meselesi bizim iç meselemizdir diyerek”
Türkiye’yi Orta Doğu'da cereyan eden
Bir mezhep savaşının içine sürüklemişti.
İşte bu yanlış dış politika sonucunda,
Suriye’de merkezi hükümet zayıflamış,
Suriye’nin kuzeyinden geri çekilmiş
Ve bu bölge terör örgütlerinin inisiyatifine bırakılmıştır.
PKK, Suriye’nin kuzeyinde
İşgal ettiği bölgelerde (Hasake, Cezire, Afrin)
2013 yılında sözde otonom alanlar ilan etmiş,
2016 yılının mart ayında ise,
Suriye’nin kuzeyinin
Neredeyse tamamını kontrol altına almıştı.
Suriye’nin kuzeyinde
PKK tarafından istismar edilen “güç boşluğu”
Ve bugün karşı karşıya kaldığımız riskler ve tehditler
Bizzat Adalet ve Kalkınma Partisi’nin
Yanlış Suriye politikası neticesinde ortaya çıkmıştır.
Geldiğimiz noktada,
İç savaşın başlangıcında
öngörüden yoksun politikalarla
“Şam’da cuma namazı kılacağız” diyen Erdoğan
Türkiye’yi eşi benzeri görülmeyen
Güvenlik risklerine maruz bırakmıştır.
PKK terör örgütü,
11 Haziran Salı günü
Bölgede sözde bir yerel seçim ikmal ederek,
Varlığını meşrulaştırmak istemektedir.
Eş zamanlı olarak;
Terör örgütüne yakın sözde medya kuruluşlarında,
Suriye merkezi hükümetinin yakın gelecekte,
Suriye’nin kuzeyindeki
PKK YPG varlığını tanıyacağına yönelik
Spekülasyonlar yapılmaktadır.
Suriye merkezi hükümetinin,
Bölgedeki PKK terör örgütü varlığını
Meşru bir siyasi yapı olarak tanıması ihtimali,
Türk milleti ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bekası açısından
Çok büyük bir tehdittir.
Bu bıçağın iki yüzü vardır.
İlk yüzü:
Emperyalizm eliyle,
Sınırlarımıza müzahir bir terör devleti projesi,
İkincisi ise,
Suriyelilerin geri gönderilmesine engel teşkil edecek şekilde,
Türkiye’nin kalıcı bir “hendek ülke” haline gelmesidir.
Bizim bu iki ihtimali de kabul etmemiz asla mümkün değildir.
Yanlış ve artık kasıtlı olduğunu düşündüğümüz
Suriye politikasının bu haliyle devam etmesi durumunda,
Türkiye Cumhuriyeti ve Türk milleti için
Varoluşsal bir kriz kaçınılmaz olacaktır.
Geçtiğimiz günlerde,
Suudi Arabistan’ın bile
Suriye’ye yeniden Büyükelçi ataması
Göz önünde bulundurulduğunda,
Suriye merkezi hükümeti ile ilişkileri yeniden tesis etmek,
Türkiye açısından artık bir zorunluluk
Ve milli güvenlik meselesi haline gelmiştir.
Hükümete açık çağrımızdır:
Derhal İYİ Parti’nin önerdiği
Milli güvenlik politikalarını yaşama geçirin.
1997 Adana Mutabakatı’na,
Ve 2010 yılında iki ülke arasında imzalanmış,
Terör örgütlerine karşı iş birliği anlaşmasına dayanarak
Suriye hükümeti ile bir müzakere ve iş birliği süreci başlatın.
Bu müzakere sürecinde temel hedefleri;
Suriye’nin birliği ve toprak bütünlüğünün korunması,
Suriye’de siyasi istikrar ve Suriyeli sığınmacıların
Geri dönüşü olarak belirleyin.
BM’nin 2254 sayılı kararında belirtilen,
Suriye’nin toprak bütünlüğüne aykırı olarak
Fırat’ın doğusunda icra edilmek istenen
Sözde yerel seçimleri derhal engelleyin.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti,
Suriye’nin kuzeyinde
Bir terör devleti girişimine asla müsaade etmemelidir.
Değerli dava arkadaşlarım,
Özgürlük ve güvenlik dengesi sağlanmadığında,
Hukuksuzluk ve demokrasi krizi başlar.
Bunlar da bir kısır döngü içerisinde,
Toplumun varlığında yaralar açar.
Elbette bu yaralara yerleşen
Toplumu kemiren kurtlar vardır.
Adalet ve hukuk tesis edilmediğinde,
Cumhuriyet düzeni bile isteye bozulduğunda,
AK Parti iktidarının ruh ikizi olan partiyle birlikte
İcra ettiği oyunlar da, asla sona ermez.
Kayyum uygulaması,
Tam olarak böyle bir hadisedir.
Hakkari Belediye başkanı seçilen kişi,
Tam10 yıldır yargılanıyor.
Hem de terör suçundan…
Kimse bu kişinin neden aday gösterildiğini tartışmıyor.
Sanki bugünler düşünülmüş,
Planlanan vadede toplumsal bir kargaşaya vesile olacak şekilde,
Beklemişler, beklemişler, beklemişler…
Geçen hafta da söylemiştim ya,
Sokak hayvanları yasasıyla ilgili olarak,
Aynı şey geçerli…
Bekliyorlar… Bekliyorlar… Bekliyorlar…
Batak oyununda, kozunu bekleten
Kahve müdavimi gibi bekliyorlar…
En hafif tabir bu çünkü!
İdarenin işleri, takdir yetkisini aşıyor.
Soruşturmayı açan savcı Fetöcü, yargılanıyor.
Dava sonlanmadıysa bu kayyumu neden atıyorsunuz?
3 gün sonra davanın karar duruşmasında bunu yapsanız, ne olur mesela?
Diyorlar ki,
Yurt dışına kaçacakken kızının evinde Van’da yakalandı.
Devletin yetkilerini kötüye kullandıkça,
İdarenin takdir yetkisiyle, iktidarın inadı birleştikçe,
İşte gerçek devlet itibarını ortadan kaldırıyorsunuz.
Yetkilerinizi o kadar kötüye kullanıyorsunuz ki,
Terör çemberinde cirit atanlar dahi,
Sayenizde masumiyet karinesine yaslanabiliyorlar.
Çünkü her zaman
En başta yapmanız gerekeni hiçbir zaman yapmayıp,
En son yapılacak işi, en başta yapıyorsunuz
Kayyım yetkisini, KHK ile aldınız
15 Temmuz’da icat ettiğiniz yetkiyle
O yetkiyle ne yaptınız?
5393 sayılı belediye kanununun 44,45 ve 46. Maddeleri
Kayyımı düzenliyor.
Yasanın özü şu:
Bir belediye başkanının görevi sona ererse,
Belediye meclisi, kendi içinden belediye başkanını seçer.
Yani yasanın özü ne?
Seçim.
Yerel yönetimleri atanmışların değil, seçilmişlerin yönetmesi.
Ama 674 sayılı KHK ile buna bir madde eklediler
15 Temmuz hain darbe girişiminden sonra.
Terör suçu varsa, merkezi idare,
Bir belediye başkanı atar dediler.
Şimdi neden bahsediyorum?
Terör suçluları belediye başkanı mı olsun, istiyorum?
En kolayı bu olacak çünkü.
Ve iktidar basını diyecek ki,
Hey gidi Dervişoğlu terör sevici olmuş.
Belki de manşet atacaklar.
Benim sözüm Hakkari dururken,
Kandil’den aday atayanlara ve buna müsamaha gösterenleredir.
Benim sözüm,
Devleti doğru yönetme iradesi sergileyemeyenlere,
Devleti haksız, teröristi haklı gösteren gafletin sorumlularınadır.
Öyleyse,
O manşeti şöyle atın!
Hukuku istismar edenlerle,
Demokrasiyi istismar edenler,
Bir ve aynı kimselerdir…
Aynı zihin dünyasına sahip oldukları gibi,
Aynı güç ve iktidar saplantısı içindeki kimselerdir.
Milletmiş, iradeymiş,
İnsan haklarıymış, demokrasiymiş,
İkisinin de umurunda değildir.
Bu anlamda
Adalet Kalkınma Partisi ile DEM parti birbirine en yakın iki partidir.
Onları ayıran şey,
Günün koşullarında arızidir
Çünkü onları ayıran şeyler değil,
Birleştiren şeyler fazladır.
Hem de çok fazladır.
İki partinin de derdi,
Kendilerine örtü ve payanda yaptığı kavramlarla,
Ulus devletle ve cumhuriyetle hesaplaşmaktır.
Bu konuda en büyük ittifak, işte bu iki parti arasındadır.
Geriye ne kalıyor?
Hukuksuz devlet
Demokrasisiz millet
Kimsesiz Cumhuriyet
Her fırsatta hatırlatacağım demiştim
Unutmayacağız demiştim
İşte Dolmabahçe görüşmeleri de bu idi.
Oslo görüşmeleri de…
Geriye ne kalmıştı?
Hukuksuz devlet
Demokrasisiz millet
Kimsesiz Cumhuriyet.
Ve herkes,
Kırmızı çizgilerden bahsederken,
Bayrağın kırmızısına gölgeler düşüyor,
Vatanın sınır çizgileri kırpılıp doğranıyor.
Hayır!
Türk milleti
Demokrasiyi hak ediyor!
Hukuku hak ediyor!
Müstevlilere rağmen;
Terör sevdalılarına rağmen;
Zorbalara ve vandallara rağmen bunu başaracaktır!
İsmail Gaspıralı “Milletine hizmet etmek istiyorsan bildiğin işten başla” der.
Milletçe gördük ki,
Ekonomiden başlayamazsınız,
Ortodoksunu da,
Heteredoksunu da bilmiyorsunuz!
Milli eğitimden başlayamazsınız,
Tarihinizi bilmiyorsunuz!
Adalet sisteminden başlayamazsınız,
Adaleti bilmiyorsunuz,
Hakkaniyeti bilmiyorsunuz,
Hukuk tanımıyorsunuz.
Emeklinin sıkıntısını,
İşçinin sorunlarını,
Gençlerin umutlarını yitirmesini,
Kadınların suskunluğunu,
Göçmenlerin yüzsüzlüğünü bilmiyorsunuz!
Karagün dostu da değilsiniz…
Karadeniz’in çayını, fındığını mısırını,
Çukurova’nın pamuğunu,
Konya ovasının buğdayını,
Zengin coğrafyamızın meyvesini sebzesini,
Bitkisini böceğini hayvanını bilmiyorsunuz.
Dostumuz değilsiniz
Millete hizmet etmek değil derdiniz…
Yandaşınıza peşkeş çekmek
Kendinize hizmet etmek tek amacınız!
Değerli dava arkadaşlarım,
Bir tarafta Türk milletinin
Kendi varlığını yani Milliyetçiliğini,
Fransız Devrimi ile keşfettiğine inananlar,
Diğer tarafta ise,
Türk’ü, Etrak-ı bi-idrak şeklinde tanımlayanlar…
Teessürle ifade ediyorum ki,
Ülkemiz, eğitimden hukuka,
Edebiyattan sanata,
Bilimden teknolojiye,
Her alanda,
Sözde birbirine karşıt sığ bakışlar tarafından,
İkili kıskaca alınmak isteniyor.
Hatırlamıyorlar…
Efsanevi hükümdar Oğuz’u,
Aksakalımız Dede Korkut’u,
Bilgemiz Kaşgarlı Mahmut’u…
Altaylar’dan Tuna’ya;
Göllerin, ağaçların, taşların seslerini
İşitmiyor, duymuyorlar…
7 bin yıllık kök salmış bir ağacı,
Türk’ün şeceresini…
Anlamıyorlar,
Türk milletinin,
Milliyetçiliğine köken arayanlar,
Asırlara gözlerini çevirsin…
O an görecek, duyacak ve anlayacaklar,
Milliyetçiliğimizin, sıradan bir anlayışla inşa edilmediğini…
Hakikat bu kadar apaçık ortadayken,
Gerçeğin üstünü örten, birbirine diş bileyenler,
“Türk milleti” diye haykırmaktan çekinenler
Size sesleniyorum:
Yırtılmıyor, gözlerinizdeki dalaletten perde,
Karanlığın işgal ettiği zihinleriniz, aydınlanmıyor,
Geceniz gündüze dönmüyor,
Üstünüze, ne sabah oluyor ne de güneş doğuyor!
Yıllardır iktidarın,
Reform adı altındaki sözde çalışmalarında,
Özellikle de,
Her anayasa çalışması söz konusu olduğunda,
Ülkemizin gündemine,
Bile isteye derç edilen,
Milletin çeşitliliği,
Yerel halk,
Anadoluluk,
Türkiyelilik gibi,
Garabet timsali ve ucube kavramların yanına,
Her gün bir yenisi daha ekleniyor.
Ama şu bilinsin istiyorum:
Onlar,
Barışın, doğruluğun, adaletli olmanın ve
Birliğin adı olan Türklüğe kefen biçtikçe,
Biz, titreyip, kendimize geliyoruz.
Onlar, milletimizin köklü tarihini,
Yeni müfredatlar, yargı reformları, Anayasa çalışmaları,
Ve demografimizi tehdit eden göçmen istilaları üzerinden,
Unutturmaya çalıştıkça,
Biz,
“Türk istiklâlini,
Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa” etmenin önemini,
Daha derin kavrıyor, milli direncimizi daha da yükseltiyoruz.
Tüm samimiyetimle ikaz ediyorum,
Hiç kimse kabul olmayacak duaya amin demesin.
İktidar sahiplerinin bir Türk tanımına ihtiyaçları varsa,
Kendilerine, Yüce Atatürk’ün:
“Türk, bütün adamların birliğidir!” sözünü,
Mihenk taşı olarak alsınlar.
Kaldı ki,
Bugün, Balkanlardan Ortadoğu’ya,
Kafkaslardan Türkistan’a kadar,
Tüm dünya, zincirlerini parçalayan o adamların,
Asırlık dev çınarların,
Birer birer uyanışına,
El ele verişine şahit oluyor.
Tüm cihan, beklenen, özlenen, gözlenen,
Yüz milyonlarca Türk’ün,
Hürriyet meşalesini yakarak
İstikbalde kuracakları birliğe,
Yeni bir mefkureye hazırlanıyor.
Tarih, bizi çağırıyor!
Tarihin yüklediği bu sorumluluğu kaldıramayanlara,
Coğrafi bir tanım üzerinden,
Yeni bir Türklük tanımı hevesinde olanlara,
En büyük ceza,
Tarihin tozlu sayfaları arasında unutulmak olacaktır.
Bilinsin istiyorum,
İYİ Parti olarak biz,
Türk çağının yüklediği sorumluluğun farkında olarak,
İlelebet payidar olacak Cumhuriyetimizin,
Temel ilkelerinden güç alarak,
Milletimizin, Devlet Güneşi olmak için,
“Ne Mutlu Türk’üm diyene” istikametinden,
Şaşmadan ve yorulmadan yürümeye devam edeceğiz.
Tek millet değil, Türk milleti,
Tek devlet değil, Türk devleti,
Tek bayrak değil, Türk bayrağı diyerek haykıracağız.
Hepinizi en içten dileklerimle,
Sevgilerimle ve saygılarımla selamlıyorum
Sağ olun, var olun, Allah’a emanet olun.